2ce 1OL

2ce 1oL Yeni Bir DÜnya
2ce1ol PortalAnasayfaGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıSSSTakvimGiriş yapKayıt Ol

Paylaş | 
 

 Akılsız Kuran'ı Nasıl Yorumlar?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 179
Rep Gücü: 2266
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: Akılsız Kuran'ı Nasıl Yorumlar?   Paz Şub. 03 2008, 11:17

KURAN'I YANLIŞ

YORUMLAMA ÖRNEKLERİ



Cennette şarap içilmesi



Bir kısım akılsızların Kuran'da, güya çelişki olarak göstermeye
çalıştıkları konulardan biri, şarabın dünyada haram kılındığı halde
neden cennette bir ikram olarak sunulduğudur. Tartışma konusu yapmak
istedikleri ayet ise şöyledir:



Takva sahiplerine va'dedilen cennetin misali (şudur): İçinde
bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler
için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve
orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret
vardır. Hiç (böyle mükafaatlanan bir kişi), ateşin içinde ebedi olarak
kalan ve bağırsaklarını 'parça parça koparan' kaynar sudan içirilen
kimseler gibi olur mu? (Muhammed Suresi, 15)



Daha önceki bölümlerde de bahsettiğimiz gibi, bu tür bir anlayış
eksikliği Kuran'ın geneline hakim olmamak, akledememek, art niyetli ve
ön yargılı bir bakışa sahip olmaktan kaynaklanmaktadır. Şimdi böyle
akılsızca bir iddianın niçin mantıksız ve geçersiz olduğunu birkaç
yönden inceleyelim:



Birincisi, cennette ikram edilen şarapla dünyadaki şarabın farklı özelliklere sahip olduğunu aşağıdaki ayetlerden anlıyoruz:



Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler ki bundan
ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları
çelinir. (Vakıa Suresi, 18-19)



Görüldüğü gibi, cennette sunulan içki dünyadaki şarabın olumsuz
etki ve özelliklerinden arındırılmış bir içki türüdür. Ayette
belirtildiği gibi ne baş ağrısı verir ne de aklı çeler. Yani keyif ve
lezzet verici olmasına rağmen sarhoş edici ve rahatsızlık verici bir
niteliği yoktur. Bu özelliklere sahip bir şarabın da cennet
nimetlerinden bir nimet olmasında en ufak bir çelişki yoktur.



Dünyadaki içki pek çok yönden Kuran'da kötülenmiş, olumsuzlukları
belirtilmiş zararlı bir içkidir. İçkinin zarar ve kötülüklerini anlatan
ayetlerden bazıları şöyledir:



Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak
şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının;
umulur ki kurtuluşa erersiniz. Gerçekten şeytan, içki ve kumarla
aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan
alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi? (Maide Suresi, 90-91)



Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah,
hem insanlar için yararlar vardır. Ama günahları yararlarından daha
büyüktür." (Bakara Suresi, 219)



Elbette ki bu dünyada haram kılınan içkinin Kuran'da kınanmış kötü
özelliklerinin cennetteki içkilerde bulunması düşünülemez. Nitekim
Allah bir başka ayetinde de cennet içkisini tarif ederken bu içkinin
dünyadaki içkinin kötü özelliklerine sahip olmadığını bir kez daha
vurgulamaktadır:



Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.
Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki). Onda ne bir gaile vardır,
ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir. (Saffat Suresi, 45-47)



Allah'ın açıkca belirttiği bu konuyu kendince çelişkili gören bir
kimsenin anlayışından şüpheye düşülmesi kaçınılmazdır. Cehalet ve
sapkın bir amaçla Kuran'a yaklaşan bir kimsenin aklının bu derece
kapanması, en açık konuları dahi anlayamayacak bir acizliğe düşmesi de
Kuran'ın mucizelerindendir. Allah bir ayetinde akledemeyenlerin düştüğü
bu durumu şöyle tarif eder:



Allah'ın izni olmaksızın hiç kimse için iman etme (imkanı) yoktur.
O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar. (Yunus
Suresi, 100)



İkincisi, Kuran'ın Arapça metninde, bildiğimiz şarap ve her türlü
alkollü içki anlamına gelen "hamr" sözcüğünün cennet içkisi anlamında
kullanıldığı tek ayet önceki sayfalarda yer verdiğimiz Muhammed
Suresi'nin 15. ayetidir. Bunun dışında, cennetteki içecekler için
kullanılan "şarap" kelimesi Arapça'da herhangi bir içecek anlamına
gelir. Türkçe'de şarap kelimesi bildiğimiz alkollü içki için kullanılsa
da gerçekte Arapça'da içmek anlamına gelen "şerebe" kökünden türemiştir
ve her türlü alkolsüz içecek için kullanılabilir. Buradan da cennet
içkisinin farklı bir içki olduğu anlaşılmaktadır. Yani Kuran'daki
cennet ayetlerinde geçen "şarap" kelimesinin Türkçe'de kullandığımız
şarapla bir ilgisi yoktur. Bu kelimenin geçtiği ve içecek anlamında
kullanıldığı ayetlerden bazıları şöyledir:



İçinde yaslanıp-dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler. (Sad Suresi, 51)



Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil
elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara
tertemiz bir şarab içirmiştir. (İnsan Suresi, 21)



Şarap konusuyla ilgili bir başka yanlış yorumlama



Nahl Suresi'nin 67. ayetinde Allah; "Hurmalıkların ve üzümlüklerin
meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem
güzel bir rızık edinmektesiniz�" buyurmaktadır.



Akledemeyen bazı cahil kişiler burada kendilerince şarabın
övüldüğünü, haram olan bir şeyin övülmesinin de çelişkili olduğunu
söylerler. Herşeyden önce, dikkatli bakıldığında ayette şarabın
övülmesi gibi bir durum yoktur. Ayette övülen kısım hurmaların ve
üzümlerin bizzat kendilerinin güzel rızıklar olduklarıdır. Ayetin
birinci bölümünde bahsedilen ise insanların bunlardan elde ettikleri
sarhoşluk verici içkidir ki zaten Kuran'ın pek çok yerinde bu içkinin
zararları sayılmış ve kötülenmiştir. Ayetin ifadelerinden şarap içmeye,
sarhoş olmaya bir teşvik, bir övgü olduğunu çıkarmak da ortada kasıtlı
bir yaklaşım ya da önemli bir anlayış ve muhakeme bozukluğu olduğunu
göstermektedir.



Bu ayette önemli bir gerçeğe dikkat çekilmektedir: Allah'ın rızık
olarak verdiği bir nimet, istendiğinde olumlu ve faydalı bir yönde
değerlendirilebilir, istenildiğinde de suistimal edilerek zararlı
işlerde kullanılabilir. Yani aynı nimet, amaca göre hayır ya da kötülük
haline getirilebilir, helal ya da haram yönde kullanılabilir. Burada da
imtihan dünyasının bu temel gerçeği üzüm ve şaraptaki tezat örneğiyle
vurgulanmaktadır. Allah'ın nimet olarak yarattığı üzüm, sağlık
açısından ne kadar faydalı, besleyici, lezzetli bir ürünse, bundan o
derece zararlı, insan vücudu üzerinde kalıcı ve olumsuz etkileri olan
şarap da üretilebilir. Aynı gerçek mal, para, güzellik, zeka, makam,
mevki, güç, iktidar gibi pek çok nimet içinde geçerlidir. Bu nimetler
Allah'ın beğendiği hayırlı işlerde değerlendirilebileceği gibi,
Allah'ın razı olmadığı, zararlı, olumsuz amaçlar için de
kullanılabilir.



Görüldüğü gibi, Allah aynı nimeti pek çok hikmet dahilinde farklı
yaratılışlara çevirebilir. Bu gerçeği de aynı üstün hikmetle tek bir
ayette ifade edebilmektedir. Düşünüp akleden kimseler de Allah'ın
ayetlerindeki hikmetleri görür ve anlarlar. Nitekim aynı ayetin
devamındaki, "� şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için,
gerçekten bunda bir ayet vardır." (Nahl Suresi, 67) ifadesinde de buna
dikkat çekilmektedir.



Kısacası, ayet açık bir şuur ve dikkatle okunduğunda ortada
herhangi bir çelişki olmadığı rahatlıkla görülür. Artık bu derece açık
konularda çelişki aranmaya çalışılması da inkar edenlerin Kuran
karşısında düştükleri çaresizliği göstermeye yeterlidir.



"Domuz eti bugünkü sağlık koşullarında yenebilir" denmesi



Domuz etinin Kuran indirildiği dönemde yenmesinin sağlığa zararlı
pek çok yönleri olduğu gibi, bugün de yenmesinin sağlığa zararlı olan
çeşitli yönleri vardır. Bir kere domuz, her ne kadar temiz
çiftliklerde, bakımlı ortamlarda yetiştirilirse yetiştirilsin, kendi
pisliğini yiyen bir hayvandır. Gerek pislikle beslenmesi gerekse
biyolojik yapısı nedeniyle domuzun bünyesi diğer hayvanlara oranla çok
fazla miktarlarda antikor üretir. Yine domuzun vücudunda diğer
hayvanlara ve insana oranla çok yüksek dozda büyüme hormonu üretilir.
Doğal olarak bu yüksek dozdaki antikorlar ve büyüme hormonu dolaşım
yoluyla domuzun kas dokusuna da geçerek birikir. Bunun yanı sıra domuz
eti çok yüksek oranlarda kolesterol ve lipid içerir. Bunların sonucunda
tüm bu aşırı düzeydeki antikorlar, hormonlar, kolesterol ve lipidlerle
yüklü olan domuz etinin insan sağlığı açısından önemli bir tehdit
olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.



Bugün domuz etinin yoğun olarak tüketildiği ABD, Almanya gibi
ülkelerin nüfuslarının önemli bir bölümünü oluşturan normalin çok
ötesinde aşırı şişman kimselerin varlığı, artık alışılmış bir manzara
olmuştur. Domuz etine dayalı bir beslenme sonucunda aşırı büyüme
hormonuna maruz kalan insan bünyesi önce aşırı kilo toplamakta, sonra
da vücudu deformasyonlara, şekil bozukluklarına uğramaktadır.



Bunların dışında domuz etindeki sağlığa zararlı maddelerden biri de
"trişin" mikrobudur. İnsan vücuduna girdiğinde doğrudan kalp kaslarına
yerleşerek ölümcül tehlike oluşturan trişin mikrobuna domuz etinde
sıklıkla rastlanmaktadır. Günümüz teknolojisiyle trişinli domuzları
teknik olarak tespit etmek mümkünse de önceki asırlarda böyle bir
yöntem bilinmiyordu. Bu nedenle domuz eti yiyen herkes için trişin
mikrobunu kapma ve ölümle karşı karşıya kalma riski vardı.



Görüldüğü gibi tüm bu sebepler domuz etinin Müslümanlara
yasaklanmasının hikmetlerinden bazılarını göstermektedir. Her koşulda
sağlığa zararlı etkilerini sürdüren, denetimsiz üretiminde ise ölümcül
bile olabilen domuz etinin yenmesi yasaklanarak böyle bir tehlikeye
karşı en başından köklü ve keskin bir önlem alınmıştır.



Ne var ki burada çok önemli bir noktayı hatırlatmakta fayda vardır.
Bir şeyin haram kılınması için mutlaka sağlığa ya da insanlığa zararlı
olması gerekmez. Bu konu pek çok kimsenin dikkatinden kaçan, art
niyetlilerin de insanların bilgisizliklerinden faydalanarak bununla
akıllarını karıştırmayı denedikleri bir konudur. Yani, "bunun ne
sakıncası var da, şunun ne zararı var da Kuran yasaklıyor" şeklindeki,
düşünüp akledilmeden ortaya atılan cahilce iddialar gerçekte Kuran'ın
hükümlerindeki hikmet ve amaçtan habersiz olmaktan kaynaklanmaktadır.
Akledemeyen kişiler konuları dar ve sınırlı kalıplar içinde algılamaya
çalıştıklarından, daha geniş dairede yer alan hikmetleri ve bunların
mantıklarını kavrayamazlar.



Allah çok daha farklı nedenlerle de herhangi bir şeyi insanlara
yasaklayabilir. İnsanları denemek için, Kendisinden gerçekten korkan ve
Kendisine samimi olarak itaat edenlerin anlaşılması, sahtekarların da
ortaya çıkması için zararı olmayan bir şey de yasaklanabilir. Ceza ve
ibret kastıyla ya da nimetlerin kıymetinin hatırlanması ve şükre vesile
olması için de bir konuda yasak konabilir.



Allah Kuran'da, Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvanı yemeyi de haram kıldığını belirtmiştir:



O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına
kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz
olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla ona
bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara
Suresi, 173)



Aynı otlakta büyüyen iki sığırdan biri Allah adına kesilirse
yenmesi helal, diğeri Allah'tan başkası adına kesilirse yenmesi haram
olur. Bu hükmün bir hikmeti de insanlar için bir deneme vesilesi
olmasıdır.



Kuran'da önceki dönemlerde Yahudilere konulan, "Cumartesi günü iş
yapma yasağı"nın onların imtihanı için olduğu ise şöyle
bildirilmektedir:



Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani
onlar Cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü
iş yapma yasağına uyduklarında', balıkları onlara açıktan akın akın
geliyor, 'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise,
gelmiyorlardı. İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle
imtihan ediyorduk. (Araf Suresi, 163)



Oysa bir dönem Yahudilere yasaklanan Cumartesi günü iş yapmak,
Kuran'da Müslümanlara yasaklanmamıştır. Bu da, yasağın herhangi bir
toplumsal sakıncadan ya da özellikle o gün şehre akın eden balıkların
sağlığa zararından ötürü değil, deneme kastıyla konulduğunu
göstermektedir. Nitekim, söz konusu kavmin yasağı çiğneyerek imtihanı
kaybettikleri de ayette belirtilmiştir. Böyle bir yasakla o kavmin
insanlarının imanlarındaki samimiyetsizlik ve Allah'tan gereği gibi
korkup sakınmadıkları ortaya çıkmış oluyordu.



Kuran'da müminler için konulan bir yasak da benzer bir hikmet, bir deneme amacı taşımaktadır. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:



Ey iman edenler, Allah görünmezlikte (gaybte) kendisinden kimin
korktuğunu ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın
erişeceği avdan bir şeyle andolsun sizi deneyecektir. Artık kim bundan
sonra haddi aşarsa, onun için acı bir azab vardır. Ey iman edenler, siz
ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasıtlı olarak (taammüden)
öldürürse, cezası, hayvandan öldürdüğünün bir benzeridir. Buna da,
Kabe'ye ulaşmış bir kurbanlık olarak içinizden adalet sahibi iki kişi
hükmedecektir. Veya yoksulları doyurmak veya onun dengi oruç tutmak
olan bir keffaret vardır. Böylelikle işlediğinin vebalini tadmış olsun.
Allah geçmişte olanı bağışladı. Ama kim tekrarlarsa, Allah ondan öç
alacaktır. Allah üstün ve güçlü olandır, öç sahibidir. Deniz avı ve onu
yemek size ve (yeryüzünde) dolaşanlara bir yarar olarak helal kılındı.
İhramlı olduğunuz sürece kara avı ise size haram kılınmıştır. O'na
(götürülüp) toplanacağınız Allah'tan korkup-sakının. (Maide Suresi,
94-96)



Ayetlerde bu yasağın hikmeti açıkça belirtilmiştir: "..
görünmezlikte Kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için..."
Ellerin ve mızrakların bu ava rahatlıkla erişebilmesi de bu imtihanın
bir parçasıdır.



Kavimlere getirilen ilahi yasakların bir diğer hikmeti de onların
tavır ve davranışlarındaki bozukluk, sapkınlık nedeniyle
cezalandırılmaları ve tevbe edip doğru yola dönmelerinin sağlanmasıdır.
Geçmiş dönemlerde Yahudilere konulan bazı yasaklar da bunun bir
örneğidir:



_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 179
Rep Gücü: 2266
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: Geri: Akılsız Kuran'ı Nasıl Yorumlar?   Paz Şub. 03 2008, 11:18


Yahudi olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık. Sığırlardan ve
koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya kemiğe
karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık. 'Azgınlık ve
hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle cezalandırdık. Biz
şüphesiz doğru olanlarız. (Enam Suresi, 146)



Buraya kadar anlaşılacağı gibi Allah'ın haram kıldığı şeylerin
yasaklanmasında pek çok hikmet ve amaç bulunur. Bu hikmeti yalnızca
yasaklanan şeyin zararlı ya da sağlıksız olmasıyla kısıtlamak Kuran'ı
gereği gibi bilip anlamamaktan, düşünmemekten kaynaklanır.



Domuz etinin yasaklanmasının da birden fazla hikmeti vardır. İçinde
yaşadığımız asra değin domuz etinin insan sağlığını doğrudan tehdit
eden zararları olduğunda kuşku yoktur. Bugünkü tıbbi cihazlarla,
biyolojik testlerle somut biçimde ortaya konmuş bu zarara karşı, daha
kimsenin mikrop, bakteri, trişin, hormon, antikor gibi kavramlardan
haberi olmadığı 7. yüzyılda indirilen Kuran'da kesin önlem alınması da
aynı zamanda bu ilahi Kitabın mucizelerindendir. Bugün de domuz
üretiminde alınan her türlü önlem ve denetime rağmen, domuz etinin
fizyolojik olarak insan vücuduna uygun bir besin türü olmadığı, insan
sağlığına kesin zararı olan bir et çeşidi olduğu bilinmektedir. Buna
rağmen üretiminin kolaylığı ve maliyetinin düşüklüğü nedeniyle dünya
çapında yaygın olarak tüketilmektedir. Aslında, dikkat edildiğinde
domuz üretiminin bu derece cazip olmasının, geçmişte Yahudilere çalışma
yasağı olan Cumartesi günü balıkların akın etmesinden farkı yoktur.
Yeryüzünde kuzu, koyun, tavuk, sığır eti, sayısız kuş çeşidi, av
hayvanı ve daha pek çok türde yenebilecek, son derece lezzetli hayvan
eti varken Allah'ın haram kıldığı domuz etine tamah etmenin maksatlı
bir tutum olacağı açıktır.



Kuran'da belirtilen gerekçeler dışında her ne suretle olursa olsun
domuz etini yemek Kuran'ın geçerli olduğu kıyamete kadar haramdır.
Bundan 100 yıl sonra, bütünüyle zararsız bir hale getirilse dahi, domuz
eti yememek yine müminler için bir ibadet vesilesi olacaktır. O zaman
da bunu yiyip yememek yine inkar eden akılsızlar için bir fitne -deneme
konusu- olacaktır.



Kıssaların masal sanılması



Kuran'daki üslubun en önemli özelliklerinden biri de çeşitli
konuları örnek ve benzetmelerle açıklamasıdır. Bu örnek ve benzetmeler
de çoğunlukla önceden gelmiş Peygamberlerin veya elçilerin
hayatlarından ya da Kuran'ın indirilmesinden önce yaşanmış çeşitli
olaylardan aktarılan bilgiler içinde geçer. Dolayısıyla Kuran'da yer
alan bu tür kıssalar insanlar için pek çok ibret, örnek, işaret ve
mesajlar taşırlar.



Bu ilahi hikmeti kavrayamayan kimselerin her devirde Kuran hakkındaki cehaletlerini sergileyen sözleri Kuran'da şöyle aktarılır:



Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman; "İşittik" dediler. "İstesek, biz
de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden
başkası değildir." (Enfal Suresi, 31)



Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiğinde, "Eskilerin masalları" dediler. (Nahl Suresi, 24)



Oysa akledemeyenlerin masal sandıkları kıssalar, müminlere yol
gösteren sayısız değerli bilgi ve örneklerle doludur. Allah her devirde
müminlerin başlarına gelebilecek her türlü olay ve şartı geçmiş
Peygamberler ve kavimlerin yaşadıklarından çeşitli örnekler ve kesitler
vererek açıklamaktadır.



Elbette ki Kuran'daki kıssaların ve örneklerin hikmeti yalnızca
insanlara tarih bilgisi vermek değildir. Bu kıssalar sayısız ilahi
hikmet içerirler; bunlardan birkaçını şöyle sayabiliriz:



- Allah'ın müminlerin ve inkar edenlerin üzerinde işleyen ve dünya kurulduğundan beri değişmeyen kanunlarını göstermek;



- Müminlerin her devirde karşılaşabilecekleri olaylar, imtihanlar,
sıkıntılar karşısında ne yapacaklarını, nasıl davranacaklarını, ne tür
tepkiler vermeleri gerektiğini, nasıl bir ruh ve ahlak yapısı
sergileyeceklerini, Allah'a karşı nasıl bir tavır ve üslup içinde
olmaları gerektiğini tarif edip açıklamak. Her konuda müminlere yol
göstermek.



- Müminlerin şevklerini artırmak.



- İnkar edenleri uyarıp doğru yola davet etmek ve bu davete uymayanların hüsranla biten sonlarını hatırlatmak.



- Kıyamete kadar Kuran'a uyan müminleri dünyada ve ahirette bekleyen güzel sonu müjdelemek.



Elbette bunları algılayacak akıl ve kavrayıştan yoksun olan kişiler
de Kuran'ı bir hikaye kitabı gibi görür, kıssalardaki hikmetlere
erişemezler. Bu kişilerin her türlü öğüt ve açıklamaya kapalı, sabit
fikirli, algıları kitlenmiş kimseler oldukları ayetlerde şöyle
belirtilir:



Onlardan seni dinleyenler vardır; oysa biz, onu kavrayıp
anlamalarına (bir engel olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve
kulaklarında bir ağırlık kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi'
görseler, yine ona inanmazlar. Öyle ki, o inkâr etmekte olanlar, sana
geldiklerinde, seninle tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma
masallarından başka bir şey değildir" derler. (Enam Suresi, 25)



Bu tür kişiler bu davranışlarıyla Kuran'a ya da İslam'a bir zarar
veremezler. Kendileri her ne kadar Kuran'a zarar vermek, insanları
dinden saptırmak ya da alıkoymak isteseler de, gerçekte yegane zararı
farkında olmadan kendilerine verirler. Bu gerçek yukarıdaki ayetin
devamında şöyle bildirilir:



Onlar, hem ondan alıkoyarlar, hem kendileri kaçarlar. Onlar,
yalnızca kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda
değildirler. (Enam Suresi, 26)



İçinde bulundukları yanılgının farkına vardıklarında ise iş işten
geçmiş, çok geç kalmışlardır, artık geri dönüş ve telafi imkanı yoktur.
Bu durum ayette şöyle haber verilmektedir:



Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki:
"Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini
yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)



Kuran'ı diğer İlahi kitapların bir kopyası, taklidi sanma



Kuran, Allah'ın tüm insanlara uyarıcı ve öğüt verici olarak
indirdiği, kıyamete kadar geçerli olan tek hak kitaptır. Kuran'dan önce
gönderilen kitaplar insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Ancak Kuran,
Allah tarafından korunmuştur. Bu gerçek "Hiç şüphesiz, zikri (Kuran'ı)
Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz." (Hicr Suresi,
9) ayetiyle haber verilmiştir.



Kuran hakkında akılsızların öne sürdükleri asılsız iddiaların en
yaygınlarından birisi de, Hz. Muhammed'in, Kuran'ı Kitab-ı Mukaddes'ten
(Tevrat ve İncil) esinlenerek yazdığı yalanıdır. Bu, tamamen hayali ve
hiçbir dayanağı olmayan iddianın temeli ise Kuran ile Kitab-ı Mukaddes
arasındaki bazı benzerliklerdir.



Oysa benzerliklerin bulunması son derece doğal bir durumdur. Çünkü
sonuçta hepsi (Tevrat ve İncil'in tahrif edilmiş bölümlerini ayrı
tutarsak) Allah'ın sözüdür, hepsinin mesajı aynıdır. Allah'ın varlığı,
birliği, Allah'ın sıfatları, ahiret inancı, iman edenlerin, inkar
edenlerin, münafıkların özellikleri, geçmiş ümmetlerin durumu gibi
temel konular, öğütlenen ve sakındırılan hususlar, ahlaki ölçüler
hiçbir devirde köklü olarak değişmeyen evrensel gerçeklerdir.
Dolayısıyla önceki kitaplarda yer verilen bu konularla Kuran'da
anlatılanlar arasında benzerlik ve paralellik bulunması hiç de
yadırganacak bir durum değildir. Zaten Kuran'da da İslam dininin diğer
dinlerden apayrı bir din olduğu iddiası yoktur. Benzerlik Kuran
ayetlerinde de belirtilir:



Ve hiç şüphesiz, o (Kuran), geçmişlerin kitaplarında da vardır.
İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için bir delil (ayet)
değil mi? (Şuara Suresi, 196-197)



Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Andolsun, biz sizden önce
kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye
ettik... (Nisa Suresi, 131)



Dahası Kuran'ın kendisinde, gerçek Tevrat ve İncil'i doğrulayıcı bir kitap olduğu bizzat bildirilmektedir:



Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı ve ona 'bir
şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kuran'ı) indirdik. Öyleyse
aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp
onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz için bir
şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. (Maide Suresi, 48)



Kendinden önceki kitapları doğrulama özelliği sadece Kuran'a değil,
diğer hak kitaplara da verilmiştir. Hz. İsa'ya gönderilen İncil de,
kendisinden önce Hz. Musa'ya indirilen Tevrat'ı doğrulamaktadır. Bu
gerçek Kuran'da şöyle haber verilir:



Onların (Peygamberleri) ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı
olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur
bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici
ve öğüt olan İncil'i verdik. (Maide Suresi, 46)



Bu, Allah'ın bir kanunudur ve bu kanun elbette ki Kuran için de
geçerlidir. Kuran'da, diğer semavi dinlerin kitaplarında yer alan ortak
konuların bir kısmından bahsedilmiştir. Hac Suresi'nin 26. ve 27.
ayetlerinde hac ibadetinin Hz. İbrahim'le başladığı, Enbiya Suresi'nin
72. ve 73. ayetlerinde namaz ve zekatın Peygamberimizin döneminden önce
de farz olduğu, Müminun Suresi 51. ayette diğer elçilere de salih
amellerde bulunmalarının emredildiği bildirilmiştir. Ayetlerde şöyle
buyrulmaktadır:



Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini belirtip hazırladığımız
zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf
edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz
tut." "İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak yollardan
(derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana gelsinler."
(Hac Suresi, 26-27)



Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler
kıldık. Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve
onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi
vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. (Enbiya Suresi, 72-73)



Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde
bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum.
(Mü'minun Suresi, 51)



Buraya kadar anlattıklarımızdan, niçin Kuran'la önceki kitaplar
arasında birtakım konu ve içerik benzerliklerinin bulunduğu ve bunun ne
kadar doğal bir durum olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu
benzerliklerin bulunması Kuran'ı Peygamberimizin yazdığını değil, tam
tersine bütün semavi dinlerin kitaplarının aynı kaynaktan geldiğini,
yani Allah'ın sözü olduğunu kanıtlar. Bu da hem Kuran'ın bildirdiği,
hem de akıl ve mantığın tasdik ettiği bir gerçektir.



Allah, Kuran'ın kendi katından indirilmiş hak kitap olduğunu ve bu
gerçeği anlayamayan insanların durumunu ayetlerinde şöyle haber
vermiştir:



Bu Kuran, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş
değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak
açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa:
"Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri
olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan
başka çağırabildiklerinizi çağırın." Hayır, onlar ilmini
kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir şeyi
yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı.
Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak. (Yunus Suresi,
37-39)



Ayrıca, konunun bir diğer yönü daha vardır: Hz. Muhammed, hayatında
Tevrat'ı veya İncil'i okumuş ya da araştırmış, onlar hakkında bilgi
sahibi olmuş bir kimse değildi. Peygamberimizin daha önce bu kitapları
okumaması, yazmaması, bir inceleme, hazırlık ya da çalışma yapmaması,
kavminin de yakından şahit olduğu bir gerçekti. Bu konuda hiç kimsenin
bir şüphesi yoktu. Öyle ki Kuran'da, inkarcılar için de çok açık ve
bilinen bir gerçek olan Peygamberimizin bu özelliği, onlara karşı bir
kanıt olarak belirtilmiştir:



Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve onu sağ elinle de
yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya kapılırlardı.
(Ankebut Suresi, 48)



Hz. Muhammed (sav)'in bu özelliğinden dolayı, önceki ilahi kitaplar
hakkında bilgisi olmayan ve bu dinlere mensup olmayan kimseler için
kullanılan "ümmi" terimi Kuran'da, Peygamber Efendimiz için de
kullanılmıştı. Ayet şöyledir:



Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı
bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar�
(Araf Suresi, 157)



Ümmi kelimesinin Kuran'da, Hıristiyan veya Yahudi olmayanlar anlamında kullanıldığı aşağıdaki ayetten anlaşılmaktadır:



Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben, bana uyanlarla
birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve kitap verilenlerle ümmilere
de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim oldularsa, gerçekten
hidayete ermişlerdir. (Al-i İmran Suresi, 20)



Görüldüğü gibi "ümmi" terimi ayette, kendilerine kitap verilenlerin
dışında kalan kimseler hakkında kullanılmıştır. Buradan anlaşıldığı
gibi Kuran'da, ümmi kelimesinin klasik yorumdaki, "okuma yazma
bilmeyen" anlamında kullanılmadığı açıktır.

_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
2ce
PRENSES
PRENSES


Kadın
Mesaj Sayısı: 118
Nerden: KOCAELİ
İletisi: 2ce1ol
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
99 / 10099 / 100

Rep Puanı: 1
Rep Gücü: 101
Kayıt tarihi: 08/01/08

MesajKonu: Geri: Akılsız Kuran'ı Nasıl Yorumlar?   Cuma Şub. 22 2008, 17:49

güzel paylaşım teşekkürler

_________________
umut nerdesin yine bittin nerelere gittin ben seni göremeden...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz/
mitocankuş
Paylaşımcı
Paylaşımcı


Mesaj Sayısı: 84
İletisi: 2ce1ol
Deneyim:
21 / 10021 / 100

Seviye:
21 / 10021 / 100

Saygınlık:
21 / 10021 / 100

Aktiflik:
31 / 10031 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 14
Rep Gücü: 81
Kayıt tarihi: 05/11/08

MesajKonu: Geri: Akılsız Kuran'ı Nasıl Yorumlar?   Cuma Şub. 27 2009, 14:00

duvar kafayı duvarlara vurmamak mümkün değil böyle gerizekalı insan müsveddelerini gördükçe:D:D:

saolasın kardeşimelleriine sağlık

bu insan müsveddelerine iyi bir ders olmuş belki bir tanesi denk gelirde şu yazını okuyunca bakarsın kafasına dank eder bazı şeyler...sende sevaplanmış olursun bol bol...

emeğine sağlık kardeşim
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 

Akılsız Kuran'ı Nasıl Yorumlar?

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» PsP Kutu İçeriği ve Yorumlar
» Aldatan kadın nasıl anlaşılır... !!!
» Sanalikada Video Nasil Cekilir
» Renkli kucuk kutulara yazı nasıl mı yazılır?
» Uzman Üyelik Hakkında Ayrıntılı Bilgi - Nasıl Uzman Üye Olurum ?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
2ce 1OL :: DİNİ :: Kur'an-ı Kerim-

forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blogunuzu yaratın