2ce 1OL

2ce 1oL Yeni Bir DÜnya
2ce1ol PortalAnasayfaGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıSSSTakvimGiriş yapKayıt Ol

Paylaş | 
 

 Said Nursi: BİRİNCİ LEM'A

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 180
Rep Gücü: 2267
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: Said Nursi: BİRİNCİ LEM'A   Salı Şub. 10 2009, 13:35










Birinci Lem'a



Hazret-i Yunus İbn-i Metta Alâ Nebiyyina ve Aleyhissalâtü Vesselâm'ın
münacatı, en azîm bir münacattır ve en mühim bir vesile-i icabe-i
duadır. Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın kıssa-i meşhuresinin hülâsası:
Denize atılmış, büyük bir balık onu yutmuş. Deniz fırtınalı ve gece
dağdağalı ve karanlık ve her taraftan ümid kesik bir vaziyette


"La ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn."



(Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.)*





münacatı, ona sür'aten vasıta-i necat olmuştur. Şu münacatın sırr-ı
azîmi şudur ki: O vaziyette esbab bilkülliye sukut etti. Çünki o halde
ona necat verecek öyle bir zât lâzım ki; hükmü hem balığa, hem denize,
hem geceye, hem cevv-i semaya geçebilsin. Çünki onun aleyhinde "gece,
deniz ve hut" ittifak etmişler. Bu üçünü birden emrine müsahhar eden
bir zât onu sahil-i selâmete çıkarabilir. Eğer bütün halk onun
hizmetkârı ve yardımcısı olsa idiler, yine beş para faideleri olmazdı.
Demek esbabın tesiri yok. Müsebbib-ül Esbab'dan başka bir melce'
olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nur-u tevhid
içinde inkişaf ettiği için şu münacat birdenbire geceyi, denizi ve hutu
müsahhar etmiştir. O nur-u tevhid ile hutun karnını bir taht-el bahir
gemisi hükmüne getirip ve zelzeleli dağ-vari emvac dehşeti içinde;
denizi, o nur-u tevhid ile emniyetli bir sahra, bir meydan-ı cevelan ve
tenezzühgâhı olarak o nur ile sema yüzünü bulutlardan süpürüp, Kamer'i
bir lâmba gibi başı üstünde bulundurdu. Her taraftan onu tehdid ve
tazyik eden o mahlukat, her cihette ona dostluk yüzünü gösterdiler. Tâ
sahil-i selâmete çıktı, şecere-i yaktîn altında o lütf-u Rabbanîyi
müşahede etti.



İşte Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'ın birinci vaziyetinden yüz derece
daha müdhiş bir vaziyetteyiz. Gecemiz, istikbaldir. İstikbalimiz,
nazar-ı gafletle onun gecesinden yüz derece daha karanlık ve
dehşetlidir. Denizimiz, şu sergerdan küre-i zeminimizdir. Bu denizin
her mevcinde binler cenaze bulunuyor; onun denizinden bin derece daha
korkuludur. Bizim heva-yı nefsimiz, hutumuzdur; hayat-ı ebediyemizi
sıkıp mahvına çalışıyor. Bu hut, onun hutundan bin derece daha
muzırdır. Çünki onun hutu yüz senelik bir hayatı mahveder. Bizim
hutumuz ise, yüz milyon seneler hayatın mahvına çalışıyor. Madem hakikî
vaziyetimiz budur; biz de Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a iktidaen, umum
esbabdan yüzümüzü çevirip doğrudan doğruya Müsebbib-ül Esbab olan
Rabbimize iltica edip



"La ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn."



(Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.)

demeliyiz ve aynelyakîn anlamalıyız ki; gaflet ve dalaletimiz sebebiyle
aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve heva-yı nefsin zararlarını
def'edecek yalnız o zât olabilir ki; istikbal taht-ı emrinde, dünya
taht-ı hükmünde, nefsimiz taht-ı idaresindedir. Acaba Hâlık-ı Semavat
ve Arz'dan başka hangi sebeb var ki, en ince ve en gizli hatırat-ı
kalbimizi bilecek ve bizim için istikbali, âhiretin icadıyla
ışıklandıracak ve dünyanın yüzbin boğucu emvacından kurtaracak, hâşâ,
Zât-ı Vâcib-ül Vücud'dan başka hiçbir şey, hiçbir cihette onun izni ve
iradesi olmadan imdad edemez ve halaskâr olamaz. Madem hakikat-ı hal
böyledir. Nasılki Hazret-i Yunus Aleyhisselâm'a o münacatın neticesinde
hutu ona bir merkûb, bir taht-el bahir ve denizi bir güzel sahra ve
gece mehtablı bir latif suret aldı. Biz dahi o münacatın sırrıyla



"La ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn."



(Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.)



demeliyiz.



"La ilahe illa ente" cümlesiyle istikbalimize, " sübhaneke" kelimesiyle
dünyamıza, " inni küntü minezzalimin" fıkrasıyla nefsimize nazar-ı
merhametini celbetmeliyiz. Tâ ki, nur-u iman ile ve Kur'anın mehtabıyla
istikbalimiz tenevvür etsin ve o gecemizin dehşet ve vahşeti, ünsiyet
ve tenezzühe inkılab etsin. Ve mütemadiyen mevt ve hayatın değişmesiyle
seneler ve karnlar emvacı üstünde hadsiz cenazeler binip ademe atılan
dünyamız ve zeminimizde, Kur'an-ı Hakîm'in tezgâhında yapılan bir
sefine-i maneviye hükmüne geçen hakikat-ı İslâmiyet içine girip
selâmetle o denizin üstünde gezip, tâ sahil-i selâmete çıkarak
hayatımızın vazifesi bitsin. O denizin fırtınaları ve zelzeleleri,
sinema perdeleri gibi tenezzühün manzaralarını tazelendirmekle, vahşet
ve dehşet yerine, nazar-ı ibret ve tefekkürü keyiflendirerek okşayıp
ışıklandırsın. Hem o sırr-ı Kur'anla, o terbiye-i Furkaniye ile;
nefsimiz bize binmeyecek, merkûbumuz olup, bizi ona bindirip, hayat-ı
ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıtamız olsun.



Elhasıl: Madem insan, mahiyetinin câmiiyeti itibariyle sıtmadan
müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizazatından ve kâinatın
kıyamet hengâmında zelzele-i kübrasından müteellim oluyor. Ve nasılki
hurdebinî bir mikrobdan korkar; ecram-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu
yıldızdan dahi korkar. Hem nasılki hanesini sever, koca dünyayı da öyle
sever. Hem nasılki küçük bahçesini sever, öyle de hadsiz ebedî Cennet'i
dahi müştakane sever. Elbette böyle bir insanın Mabudu, Rabbi, melcei,
halaskârı, maksudu öyle bir zât olabilir ki, umum kâinat onun kabza-i
tasarrufunda, zerrat ve seyyarat dahi taht-ı emrindedir. Elbette öyle
bir insan daima Yunusvari (A.S.)





"La ilahe illa ente subhaneke innî kuntu minez-zalimîn."



(Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ve tesbih ederim. Ben zalimlerden oldum.)



demeye muhtaçtır.



* Enbiya Süresi - 87



Said Nursi - Lem'alar- Birinci Lem'a



_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
 

Said Nursi: BİRİNCİ LEM'A

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» X-Men: Birinci Sınıf - X-Men: First Class - 2011- Türkçe (Tr) Dublaj

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
2ce 1OL :: DİNİ :: Cemaatler-Tarikatlar :: Said Nursî Ve Nur-

Bedava forum kurmaya hazir misin ? | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Kendi ücretsiz blogunuzu yaratın