
2ce 1OL
2ce 1oL Yeni Bir DÜnya
|
| | İbda Dili; Şiir Dili, Rüya Dili veya “Örtü”lü Dil | |
| | Yazar | Mesaj |
|---|
1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 180 Rep Gücü: 2267 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: İbda Dili; Şiir Dili, Rüya Dili veya “Örtü”lü Dil Paz Nis. 05 2009, 16:42 | |
| İbda Dili; Şiir Dili, Rüya Dili veya “Örtü”lü Dil
Burak Çileli
İbda Mimarı’nın son eserlerinden Müjdelerin Müjdesi’nde, Mehdi’ye ait bir vasıflandırmanın ebced ve iştikak mânâlandırmaları oldukça dikkat çekici; Hadis veya bir İslam Büyüğü’ne ait olması muhtemel vasıflandırma şöyle:
-“Mehdi’nin gözlerinin siyahı çok siyah, beyazı çok beyaz olacak.”
Söz konusu eserde yapılan mânâlandırmalardan bahsimize mevzu teşkil eden bir tanesiyle cümleyi yeniden kurarsak:
-“Mehdi’nin sözleri zor anlaşılır olacak.”
İmâm-ı Gazâli Hazretleri, “sözlerinin anlaşılmaz olduğu” yolundaki şikayetleri, “devrinin insanlarının anlayışlarının zayıflığına” ve “mizaçlarının gevşekliğine” bağlıyor. İbda Mimarı, bazı eserlerinde Gazâli’den bu örneği verdikten sonra, devrimizin onun devrine benzediğini söyler. Devrimizin hastalıkları ayrıca incelenmesi gereken bir mevzu olarak bahsimizin dışında, fakat İbda dilinin “örtü”lü dil vasfı, Mehdiliğin de “örtü”lü velâyet misyonu, bilhassa bu fikri kuşanmak isteyenlere idrak edilmesi gereken bir mevzu. Zira, “kendinden zuhur” ve “muradı kestirmek” biçiminde formülleştirilen tatbike dair reçetelerin doğrudan doğruya bununla ilgisi olmalı.
İbda Mimarı’nın Kökler adlı eserinden:
-(Abdalların öyle terimleri vardır ki, onlardan sözlerin haberi bile yoktur. Bu gerçekler, ham insanların onları anlamaktan mahrum olmaları için noksan gözükürler.)
Tasavvufta, sufilerin makam ve hâllerini açıklayan ıstılahlardan “gayret” kavramının izahında, mevzumuz hakkında tafsilata rastlamak mümkün. Çetrefil bir mevzuya veya bir işe, ya “cezbe”nin sevk-i tabiîyle yahut “gayret” ile girişilir. Birincisi havassın, ikincisiyse avamın, daha açık söylemek gerekirse, “devrimiz insanlarının” harcı olsa gerek.
“Hayatın Aslı Nebat Hayatında” :
Cansızlardan başlayıp insana doğru yükselen varlık tabakaları tasnifinde, hayvan ile cansız arası bir “berzah”ta, yerine göre ikisini de andıran, ruhîliğin ve canlılığın ilk basamağında bulunan nebat-bitki...
Rûyâ: Yerden biten (bitki)...
Rüya: Düş...
Sin: Ledünnî ilim...
Sine: Uyku ile uyanıklık arası...
Hadis meâli:
-“Uyku ölümün kardeşidir.”
Yunan mitolojisinde de uyku tanrısı-hypnos, ölüm tanrısı ile kardeştir.
Ölüm hâlinde, kişinin gözleri ile hakikat arasındaki örtü-veya perde-kalkar; hakikat, olanca çıplaklığıyla görünür. Bu tabakada konuşulan dil süryanicedir. Nitekim ölünün kabirde işiteceği hitap şu âyette geçmektedir:
“(Ona şöyle denilir:) “And olsun ki, (sen) bundan gaflette idin; şimdi senden perdeni (kaldrıp) açtık; bugün artık gözün keskindir.” (Kâf sûresi – 22)
Klişeye takılmayalım; burada bahsettiğimiz “ölüm”, “ruh kabzı” değil, “ruhun safiyet kazanarak arş üstü emirler âlemindeki yerini alması ve KÜLLÎ olması” mânâsına “can verme”dir. Yaşarken ölmek... Yani Velilere mahsus “ölmeden ölme” sırrı; “kendinden geçme”, bâtın rejimi, uyku hâli. Hepsi bir hizada olan bu mânâların karşısındaysa, hayat, “kendinde olmak”, zahir ve uyanıklık hâli yer alır. Birbirine zıt ve birbirini tamamlayan ikiliğin “berzah”ındaki insan, “Allah’tan alır, kullara dağıtır.”
İbda Mimarı’nın “hüviyeti”ni remz eden “70 derde devâ kust otu”nu –bitkisini!- hatırlatalım.
Rüyalar, Arketipler ve Tilki Günlüğü:
İbda Mimarı’nın 6 ciltlik romanı Tilki Günlüğü, bizce külliyatının merkezini ve harcını teşkil eder. Onun da merkezinde, “kust” tılsımı... Sanki bütün eserleri bu tılsımlı kelimenin döllenmesi ve döllemesi ile vucüda gelmektedir.
Ve romandaki rüyalar... Önce “rüya nedir?” sorusuna cevap arama bahanesiyle bazı mevzulara temas etmeye çalışalım. Rüya, külliyattaki en basit tarifiyle, “ruhun misâl âleminden kaptığı mânâlar”dır. Bu mânâlara hayâl melekesi, sûretler giydirir. Rüya, şuur için uyanıklık hâline göre daha hür bir alandır. Hayal kudreti bu seviyede tam randımanla çalışır. Şuur, dış âlemin adî muvazenelerinden kurtulmuştur; bu katmanda, gündelik hayatımıza tâbi olduğumuz determinizm kanunlarına, zamana bir vehim hâlinde çektiğimiz “geçmiş” ve “gelecek” kayıtlarına yer yoktur. Çocukluk hâlini veya “çocuk indeterminizmi”ni andırışıyla söylersek; her şey “mümkün”dür orada.
Bildiğimiz gibi, rüyalar, ehlince tabir ve tevile muhtaçtır. Gerek tabir edenin, gerekse tabir edilenin kişiliği ve hayat tecrübesi, tasavvufî ifadeyle “hâl” ve mâkâmı”, tabirin sıhhati bakımından önem taşır. Tasavvufta, “nefs-i emmare”den, “nefs-i radiye”ye, seyer-i sülûk’ta nefsin 7 mertebesi vardır. Her mertebede, “şuur seviyesinin her değişiminde gerçeklik seviyesinin de değişmesi” gibi, görülen rüyaların da anlam ve değeri değişir. Faraza; sıradan bir kişinin rüyasında gördüğü köpek, onun süflî nefsini sembolize ederken, yine rüyada köpek gören bir Velî için bu, “köpek”in “basir” mânâsına nisbetle “basiret ehli” oluşuna delâlet edebilir. Bu yükseliş mertebeleri, aynı zamanda da “ ‘başkası’ olmadan ‘başkası için’ olma” mertebeleridir ki, bu takdirde Velinin rüyaları, -aslında her söz ve davranışları- kendisinden kıvılcım kapılan “arkeptik” değer belirtecektir.
Tilki Günlüğü, müellifinin “küllî ruh”a yakın bu seviyeden gördüğü rüyaların yanında, “uyku ile uyanıklık arası bir gözle” kendi gölgesinin düştüğü vak’a ve vakıaları fotoğrafladığı “düşvarî- düş gibi” bölümleri; “fikirleri hadiseleştirme” ve “hadiseleri fikirleştirme” işi içiçe, “hercaî” uslûbuyla okuyucuya hudutsuz bir katılım imkânı sunmaktadır. Eserden ilminin veya sanatının usûl ve esaslarını heceleyecek olan okuyucu, orijinal buluşlar ortaya çıkardıkça, belki müellifini bile hayrete düşürecek ve ona şu hikmeti tedaî ettirecektir:
“Ney kendinden çıkan sesi ne bilsin.”
Ney:Kâmil insan.
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 180 Rep Gücü: 2267 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: İbda Dili; Şiir Dili, Rüya Dili veya “Örtü”lü Dil Paz Nis. 05 2009, 16:42 | |
| Psikolojinin büyüklerinden Freud ve bilhassa Jung,hastalarına, ruhî metabolizmalına uygun bir terapi uygulayabilmek içinrüyalarını anlattırırlardı. Jung, insan ruhuna yönelirken “şuuraltı”üzerinde yoğunlaşmış, şuuraltının derinliklerine indikçe insanlardakiortak arketipleri keşfetmiştir. Yine Batı’da, “dil psikoloğu” olaraknitelenen Erich Fromm ise, Eski Yunanda yaşamış birinin gördüğü rüya vebugün New York’taki birinin rüyasında şaşırtıcı ortak sembollererastladığından bahisle, farklılıktaki bu birliğe hayretini dilegetirir. Fromm bu sembolleri, âlemşümûl, mahallî ve şahsî olmak üzeregenelden özele doğru kategorileştirir. “Rüyalar, Masallar,mitoslar”adlı eserinde, birkaç halk masalındaki “mitosların” analizini yaptıktansonra dinî ritüellerde de benzer bir “sembol” arka planı bulunduğunusöyler. Birinci kategoriye girenleri RESİM, ikinciyi ise MERASİMbiçiminde isimlendirir. (Tilki Günlüğü’nde iştikak bakımından zenginbir potansiyele sahip bu iki kelimeye dikkatinizi çekeriz.) Dinlertarihçisi Mircea Eliade’ye göre bu tür merasimler, içlerindebarındırdıkları “ide zaman” değeriyle arketipik öneme sahiptir;topluluklar, belli periyotlarla yaptıkları bumerasimlerde “ide zaman”ı tekrarlamak suretiyle arınır ve yenilenirler.(külliyatta, namaz vesilesiyle, “eski şekil içinde yeni terkip” bahsinihatırlatalım.)TilkiGünlüğü’ne dönersek; müellif, rüyalar, düşvariler, yevmiye, ufuk vevarîdatları tablolarla mânâlandırır ve irtibatlandırırken biryandan içindeki “deniz”in derinliklerine doğru yolculuk yapmakta, diğeryandan okuyucuya “şuuraltı” kodları – NOKTALAMALAR yollamakta; yer,zaman ve mevzu değişmelerine “ihtimal” ve “araz” buudunda çokdeğerliliğe açık bir alan, bir müphemlik belirten kaotik yapısıyla eserinde “her yerde geçerli” arketipleri sunmaktadır.“Örtü”yü Kaldırmak; “Muradı Kestirmek” :Üstad Necip Fazıl’ın İbda Mimarı’nın fikir kumaşı hakkındaki tesbiti malûm:-“İfrat hâlde tecrit1!”“Tecritiçin teşhis, teşhis için tecrit” hikmetince yerine göre tersi anlamınada gelebilir. Çünkü tasavvufa göre, “hududunu aşan –yani ifrat hâldeki-her şey, zıddına döner.” Mesela, “bâtın”ın “zuhurunun şiddetinden gaip”mânâsı... İbda Mimarı’nın müşahhas planda görünen bütün ifadebiçimlerinde bile çok katmanlılık potansiyeli bulunabileceğine dair birhatırlatma yaptıktan sonra gelelim “ifrat hâlde tecrit”in mevzumuzlaalâkalı mânâsına. Tecrit: Örtü:Perde.-“İfrat hâlde örtülü!”TilkiGünlüğü başta olmak üzere bütün eserlerde, form, dil, şekil vediyalektik itibariyle şiir veya rüya misâli, mecaz ve temsil yoluyla“daldan dala atlayan” bir anlatım tarzı, örtülü bir üslûp göze çarpar.Görünüşte birbirleriyle ilgisiz gibi duran bölümler, aralarındaobjeleştirilmesi mümkün olmayan bağlarla birbirine bağlı olarak,eserlerde “misâl” biçiminde yerlerini almışlardır.“Büyüklerin, bir hakikati, benzeri-misâliyle anlatma” hikmetine mutâbıkböylesi bir tarz, eserleri “erildiği yerde biten” statik bir çerçevedenkurtarırken, katılıma ve yeni açılımlara imkân tanımaktadır. İşte “içşekil” davası. (Telegram adlı eserden):“Hakikiedebiyat dehâsı, ortaya çıktığı her yerde, kendi içinde bir bütündür.İsterse dilin yeretsizliği, dış tekniğin veya ne olursa olsun bir şeyinyetersizliği, karşısına çıkmış olsun. Onun içinde yüksek bir iç şekilvardır ki, sonunda her şey bunun hizmetine girer; karanlık ve bulanıkalanda bile, sonradan berraklıkta olduğundan daha mükemmel çalışır!”(...............) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 180 Rep Gücü: 2267 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: İbda Dili; Şiir Dili, Rüya Dili veya “Örtü”lü Dil Paz Nis. 05 2009, 16:43 | |
| “İç şekil”, kelimeler ve cümleler üzerinde her hangi bir kalıp ifâdesi değil de, kelimeler ve cümleler vasıtasıyla kalıbda bir fikir hususiyetini gösteren “üslub” ile aynı çizgide... Her şeyi hizmetine alan “bir şey”, ruh, mânâ... “Zevken idrak”e mevzu imân gibi, akıl ve “unsurların” titreştirdiği ruhta doğan; ruhun titreştirdiği “akıl” ve “unsurlar” ki, ruha hitab eden... Ebu Hanîfe Hazretleri’nin “söz kalbden gelince kalbe hitab eder” hikmetinden bir çizgi... Sonunda her şeyi hizmetine alan; alabiliyorsa, (...)” Bahsi daha fazla dağıtmayalım; başta, Mehdiliğin “örtü”lü Velilik misyonundan söz etmiştik. Klasik şeyh-mürid ilişkisi yerine, Nakşî geleneğinden mülhem “yeni” bir ekol... “Örtü”yü kaldırmak... “Mecaz”ın bir mânâsı: Bir şeyi benzeriyle anlatmak... (Mastarı “icaz”dır.) İcaz: KADIN eşarbı... Baş ÖRTÜsü... (Türban) Tilki Günlüğü’nde, Divan edebiyatında “Şeyh”in “kadın” olarak remzedildiğinden bahsedilir. İbda Mimarı’nın “hüviyet”ine remz olan “tilki”nin iştikaklarındaki “kadın” mânâsını vurguladıktan sonra örtüdeki sırrı ve “örtüyü kaldırmanın” önemini Necip Fazıl’la Başbaşa adlı eserdeki diyaloğun sembolik mânâlarından süzmeye çalışalım (Koyu harflerle yapılan vurgulamalar bize ait): -“Efendim, meseleyi, hüviyetimi misâlle çerçeveleyen takdiminizden, şu “türban kavgası” na getirmek istiyordum...” -“Senin hüviyetin ve nisbetinin merkezinde yer alan bir dava...” (sh:325) (“Hüviyetimin Takdimi Ve...” başlıklı bölümden Smile -“Mücerret mânâsıyla örtü ve perde, vardıkça varılacak olan ruh ve hakikatin kisvesidir; ve umumî mânâsıyla insandaki örtünme giyinme duygusu, kaba ihtiyaçtan öte, ruhumuzun ince yönüne hitâbeden bir hayâ mevzuu olarak o sırra bağlı!..” -“Efendim, hayâ ve örtü...” -“Hayâ; hicâb... Hicâb; örtü... Hayâdan bahsederken bilmeli ki o, bizzat örtü ve örtünmenin aynıdır; ve âlemde her şey örtü ve peçeye bürülüyken, insanda örtü sırrı ve örtünme sırrı öyle bir bedahet ki, kendisine aykırı oluşlar bile, tersinden onun hakikatini ve ona ihtiyacı dillendiriyor!..” -“Efendim, aslında mücerret bir estetik gözüyle de mesele açık ama, Batıcılık adına...” -“Anlaşılmıyor mu ki, diyeceğim ama, besbelli ki anlamıyorlar işte... Bugün bütün dünyada, kaybedilmiş idealler ve onun neticesi ruhî nizâm buhranı yüzünden, ulvî mânâda insan hayatının varoluş gayesi üzerine düşünmenin yerini hiçlikte tekâmül davranışı almışken, o illete tutulmayı ve yutulmayı mefkûreleştirmek, sadece ahmaklıktır; ve öyle bir ahmaklık ki, her şeyden önce örtü ve örtünmenin, nizâm sırrı ve sır nizâmı olduğunu bilmezler!.. Oysa... Kelimenin kök delâletinde bile görünen odur ki, nizâm, “fikir” ve “güzel” demektir; ve fikir ve güzel, her şey gibi, hakikatin hakikati olarak İslâm nizâmında!” -“Yani, başörtüsü, kadını fikirleştiren bir unsur, değil mi efendim?” -“Örtü ve örtünmeyi, bir tecrit ve tecrit mevzuu olarak muhteşem muamma haysiyeti diye işaretledikten sonra, bütün bu mânâlara bir “alem” ve “remz” olan başörtüsünü, kadını fikirleştiren bir unsur olarak takdim etmekten daha tabiî ne olabilir?.. Ve derisi yüzülmüş cılk et ve bütün tılsım nahiyeleri galiz birer maddecik hâlinde, sadece gaseyan ettirmeye memur bir cîfeden ibaret kadının, bir fikir ve tecrit mevzuu olan kadına nisbeti, bir bardak suyun okyanusa nisbetinden farksızdır!..” (B.Ç. Not: “... derisi yüzülmüş cılk et ve bütün tılsım nahiyeleri galiz birer maddecik” ifadesinden, “erildiği yerde biten” statik bir düşünce sistemini anlıyoruz.) -“ Üstadım, sizin o harikulâde sözünüz: Mahfaza içinde mahfaza, perde ardında perde, bin bir mefkûreleştirme vasıtasının sakladığı sonsuz bir kıymet gibi erkek ruhuna nakşedilmiş, çözülmesi gereken bir şifre, bir bilmece, bir sır olan kadın!” Rüya... Rûyâ: Yerden biten (bitki). Nebat: Bitki. YEŞİLLİK. Hudârâ: Allah için, Allah aşkına... “Yeşil”, İslâm ve MURAD rengidir Tilki Günlüğü’ne göre!.. Murad: İstenerek, ümid ederek beklenen. Arzu edilen şey. GAYE. Maksad. Emel. Rüya dili... Bitki dili... Yeşillik dili... Örtüleri sıra ile kaldırmak, “muradı kestirmek”tir de bir bakıma!.. “Ufuk (gaye), tilkidir kaçak ve kurnaz.” Sözlerimizin hülâsası, yine kökler adlı eserden: -(Tuhaf bir hikâyeyi dinlemek için, tuhaf bir adam lâzımdır!) Aylık Dergisi Sayı: 4
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | | | İbda Dili; Şiir Dili, Rüya Dili veya “Örtü”lü Dil | |
|
Similar topics |  |
|
| | Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| |
| |
| 2ce1ol harita | 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106..........................................................................................................211234Web Tasarım 1ol |
|
|