2ce 1OL

2ce 1oL Yeni Bir DÜnya
2ce1ol PortalAnasayfaGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıSSSTakvimGiriş yapKayıt Ol

Paylaş | 
 

 SAVAŞA HAZIR OL!..

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 180
Rep Gücü: 2267
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: SAVAŞA HAZIR OL!..   Perş. Haz. 18 2009, 14:02

SAVAŞA HAZIR OL!..

Ali Emireri

"Eylül ayı kritik bir ay... Daha doğrusu, Eylül’le başlayan sonbahar ve sonbahara bitişik kış ve ilkbahar mevsimleri, kritik ve hazırlanılması zarurî günlerdir. Bu günlerde yaşanması muhtemel hâdiseleri iki perdelik bir oyuna benzetecek olursak, bizim tahminimiz, birinci perde sonbaharda, ikinci perde de ilkbaharda temsil edilecektir."

Yukarıdaki satırlar, daha 11 Eylül taarruzu-uçaklaması gerçekleşmeden önce çıkan dergimizin 4. sayısının (1 Eylül 2001) “Önsöz”ünün başlangıç cümleleriydi. Bu satırların daha mürekkebi kurumadan 11 Eylül uçaklaması gerçekleşti ve o günden bu güne, hâdiseler, “Önsöz”ümüzü doğrular keyfiyet ve kemmiyette gelişmekte. “Söyleyene değil, söyletene bak” hikmeti mucibince, yaptığımız işin kâhinlik olmadığını hemen belirtelim. “Söyleten”, “Tiyatro bitti!” hükmünü veren İBDA Mimarı’dır. Eşya ve hadiseyi değerlendirişte, doğru adına ortaya koyduğumuz her ne varsa, tamamı, İBDA şuurunun bizdeki akislerinden başka bir şey olmayıp, “söyleten”in İBDA olması hasebiyle, “bakılması” gereken de İBDA’dır, Kumandan Mirzabeyoğlu’dur.

***

"Ahmak fil" Amerika, Yahudi çıfıt İsrail’in güdümünde, Ortadoğu’ya ha daldı, ha dalacak. İsrail, bütün milletlerarası hukuk temayüllerini ayaklar altına alıp, koca bir devleti işgâl ve o devletin reisini esir etmişken, buna karşı laik ve çağdaş Batı’dan bir – iki teessüf belirtici beyandan başka bir tepki yok. Hele Amerika’nın, İsrail’in işgâl ve katliâmlarına seyirci kalmak bir yana, alkışlayıcı bir tavır takınmasına ne demeli? İster, ‘puşt’un birinin, esir edilmiş bir insandan ‘terör’ü bitirmesini istemesindeki ibnelik olsun, ister kaşar medya fahişesinin hayasız soruları olsun, isterse, Yahudi piçlerinin ele geçirdikleri Filistin TV’sinden porno film yayınlamaları olsun; yapılanlar, bu taarruzun sıradan bir operasyon olmayıp, gayet plânlı ve önceden hesaplı bir katliam ve aşağılama, bir soykırım eylemi olduğunu açığa vuruyor. Yapılan katliamın gayesi terörü (!) önlemek ya... Biezzat Ariel Şaron denen katil, yaptığı katliamlardan dolayı kendi devletince (Şabra ve Şatilla) mesul bulunmuşken, bu yapılanların hesabını sormak yerine, bir katile anladığı dilden cevap veriyor diye Filistin’li fedaîleri teröristlikle suçlayan uluslararası arena... İsral, terörü bitrmek, barış ve güvenliği sağlamak maksadıyla operasyona girişmiş, artık vatandaşlarının ölmesini tahammül edemezmiş... Gaye barış ve güvenlikse, bu operasyonlar Filistin’lileri daha da radikalleştireceğinden, fedaî eylemlerini daha da artıracağından, barış ve güvenliğin gerçekleşmesi hayal. Savaş devleti İsrail’in başbakanı katil Şaron’un kışkırtmasıyla başlayan ikinci intifada ve işgâlciye duyulan kin ve nefret... İsrail, ne barış ister, ne de işgâl ettiği topraklardan geri çekilir. Bu güne kadar elde ettiği mevzi başarılar, Yahudi’nin Arz-ı Mevud plânı için yeterli değildi, Ariel Şaron’un kışkırtması, 28 Şubat sürecinden itibaren başlatılan hazırlıkların, artık kâfi olduğuna kanaat getirilmesi dolayısıyla, savaşın başlatılması için bir manevraydı...

Arzı Mevud için savaşmayacak bir İsrail’in yaşama şansı yoktur... Dünya Siyonizmi, İsrail’i bunun için desteklemekte, bu destek olmadan da Yahudi devleti ayakta kalamaz. Suud barış plânı, bu sebepten İsrail’in işine gelmez. Ve hatta tüm Arap devletlerinin İsrail’i tanımaları, İsrail’in uluslar arası arenade herhangi bir devlet gibi yer alması, İsrail devletine verilen desteği, dolayısıyla İsrail’i bitirir. Kendi ordusu içerisinde rahatsızlıklar yaşamaya başlamış (ordunun yaptığı katliamlardan dolayı vicdanı sızlayanlar), ülke nüfusundan 1 milyon kişi kaçmak zorunda kalmış bir İsrail’i, ayakta tutmanın tek yolu savaşa sokmaktı. Politik kariyeri sıfır olan, yalnızca askerlikten, daha doğrusu katliamdan anlayan gözü dönmüş Şaron’un “barış” demesi, gerçek gayesini örtmekten başka bir mânâ ifâde etmiyor. Şaron, barışa ve anlaşmaya en uzak olan kişidir... Hayatı, Arz-ı Mevud için savaşmakla geçmiş, katliâmlar yapmış birisinin, fikirlerini değiştirip anlaşma masasına oturması beklenemez. Şaron, bunu kendi pratiğiyle doğrulamakta. Bu çerçevede, Şaron’un terörle mücadele ediyorum lâfı, yalanlarının en büyüğü... Cümle, Üstad’ın olmakla birlikte, tam hatırlamıyorum, tabir şu: Hakikati bayıltıp ırzına geçen sefil... Şaron, destekçisi ABD ve “Terörün her türlüsüne karşıyız” diye beyanat vererek, güya İsrail’e karşı çıkarken, asıl, katledilen Filistin’lileri hedef alan bizdeki orospu çocukları da dahil, hakikati bayıltıp ırzına geçen sefiller güruhunun tamamı, intikam günü verecekleri hesabı düşünsünler...

Hâne kapısını kırarak içine girdiği evde, zorbalıkla hâne halkını bastıran mütecavize karşı, kendini feda ederek hanesinin namusunu korumaya çalışan fedaînin, mütecavizi imhâ etmek için kullandığı şiddetle, mütecavizin işgal ettiği hâne halkına karşı kullandığı şiddeti aynı kefede tartan Yahudi çocukları gözünde, Filistin’li fedaî, terörist; işgalci Yahudi piçiyse, düzeni (!) sağlamaya çalışırken güç kullanımında aşırıya kaçan hak sahibi... Ve bu soy o kadar yüzsüz ve hayasız ki, hâne namusunu korumak gayesiyle, işgalcinin düzenine çomak sokan fedaîlerin -evin evlatlarının- tesirsiz hâle getirilmesini, hâne reisinden (Arafat’tan) isteyebiliyor. Böyle bir teklifi, ancak, kerhaneyi basan külhanbeyi pezevenkten talep edebilir... Arafat, ŞEHADET, ŞEHADET, ŞEHADET diyerek, tercihini ortaya koydu... Ya külhanbeyi? Tüm mahalleyi bastırmış, ardına da global köyün şerifini almış; tam kahpelik düzeni...

"(...)Her ne kadar Milletler Hukuku diye bir hukukdan bahsediliyor olsa da , böyle bir hukuk yoktur... (...) Müeyyidenin olmadığı yerde hukuk olmaz... Doğrudan doğruya Filistin meselesi üzerinde söylüyorum bunu; şimdi geleceğim oraya... Birleşmiş Milletler Teşkilâtı... Gayelerinden birinci madde:

-<>

Bizim burada bir yorumumuz var. Antlaşmanın 24 Ekim 1945 tarihinde yürürlüğe girmesini gözönünde tutarsak, o gün bugün arasında teşkilâtın sağa-sola teessüf iletmekten başka bir işe yaramadığını anlarız. Nasıl işe yarasın ki? Büyük devletlerin pazar yeri olmaktan başka, bunlara karşı, özellikle bunlara karşı, ense kaşımaktan öte isbat-ı vücudu mümkün değil. Büyüklerin Birleşmiş Milletler içindeki rolü de bunun yannsımasından başka bir şey değil; bunun için Güvenli Konseyi’nin teşekkülüne ve karar alma şekline bakmak yeter... Şimdi çok dikkat etmenizi istiyorum:

Konsey 15 üyeden teşekkül etmiştir ve bunun 5’i daimi üye... Amerika Birleşik Devletleri, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği... Geri kalan bütün devletler de , bu konseyin üyeliğine 2 sene için seçilirler... Ne demek daimi üye ayrıcalığı?.. Ve usûl meseleleri dışında kalan meselelerde kararlar, daimi üyelerin hepsinin oyları dahil olmak üzere 9 üyenin olumlu oyuyla alınıyor. Böylece Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerinden biri işine gelmeyen bir meselede veto hakkını kullanarak, kararın alınmasını önleyebiliyor. Devletlerin, yönetim şekilleriyle anılmaları gibi, Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nı <> olarak anabiliriz.

Bahsi <>e getirmem şu; 5 devlet dışındaki devletlerin büyük çoğunluğu oluşturması durumu, onların hâli... Al sana bir bez parçası – bayrak; vatan, millet, Sakarya... Onun dışında Doğu ve Batı blokları arasındaki çekişmede bunlara düşen rol, paryalıktır. (...) iş gele gele bağımsızlık bahsine geliyor... Ne kadar bağımsızsın?.. Dikkat edin yalnız, hep <> üzerindeyim ve mesele oraya gelecek... Niçin söyledim <>nin durumunu, şunu, bunu? Şunun için söyledim: Bugün İsrail’in ağabeyi Amerika ve Amerika’nın beşiğinde de Türkiye... Ve sizler Filistin’de israilli askerlerin Filistin’li gençlerin kollarını bacaklarını taşlarla parçalayışını kınıyorsunuz... Nereye kadar?.. Istırabınızı devamlı kılmak ve herbirinizden bunu şuurlaştırmanızı istiyorum... Âdeta, demin Hazret-i Ebubekir bahsinde naklettiğim < hikmetindeki gibi, bunu yaşayan yaşasın, yaşayamayan da yaşamanın yollarını arasın... Şu ifâde şuurlaşsın:

-<< Yâ Muntakim Allah, bizi intikamına memur et!>> (S. Mirzabeyoğlu;Üç Işık ( İşkence ve Filistin Meselesi-1988), İBDA Yayınları 1996, Sh: 76,77,78. )

_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 180
Rep Gücü: 2267
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: Geri: SAVAŞA HAZIR OL!..   Perş. Haz. 18 2009, 14:03

Kuveyt’i işgâl etti diye, Irak’ın başına gelmedik kalmazken, ve Irak’ın müslüman halkı yıllardır uygulanan ambargo sebebiyle, çocuklarının ilaçsızlık saikiyle ölümlerini seyretmeye mahkûm bırakılmışken, ve Irak’a karşı nükleer tehdit de dâhil olmak üzere, menfaatinin icabettirdiği noktada, Allahsız Batı her türlü cinayeti işleyebileceğini ifşâ ederken, Filistin’de çıfıt Yahudî’nin işlediği cinayetlere ve işgale, Allah’sız Batı’nın nükleer savaş tehdidine, Birleşmiş Milletler denen “domuzlar diktatoryası”ndan çıt çıkmamakta... Unutulmasın ki, İsrail, girişmiş olduğu katliam ve işgâl için en büyük desteği coniden alıyorsa da coniden sonraki en yakın müttefiki TC’nin de bu katliâmlarda payı vardır; zulme rıza, zulümdür. İsrail, bu katliâm ve işgâle, TC ile yaptığı ittifak olmasa pek cesaret edemezdi. Cesaret etse dahî, TC tüm dünyanın önünde, işgâlci ve kâtil bir devletin ABD’den sonraki en önde gelen müttefiki olması saikiyle, “katliâm ve işgâlde payı var” ithamına maruz kalmazdı, kalmamalıydı. İsrail, bu katliamlara yıllardır hazırlanıyor. 28 Şubat sürecinde, İsrail’le yapılan anlaşmalar, İsrail açısından bu günlere hazırlık mânâsı taşımaktaydı. O günden bu güne geçen süre içerisinde, İsrail’le anlaşmaları yapan Refahyol hükümetinin de içinde bulunduğu lâik TC’nin tüm idarecileri, bu günkü katliamın mesulleri arasındadır. Ve, bu mesullerin, kimlikleri:

"Şunu da haber vereyim size: 1956-57 tarihlerinde Amerika’nın Türkiye’de bulunan bir görevlisinin verdiği rapor var, onda diyor ki, <>... Anlatabildim mi arkadaşlar?.. Ve bugünkü politikacı tipini biliyorsunuz; gönüllü Amerikan uşakları... Ve bizim müslümanları tavlamaları çok kolay; adam iki kere camiye girdi mi , <> bilmem ne... <> diyor adam; biz kendi kendimize yetiyoruz... Politikacı tiplerine bakın yeter!..” (S. Mirzabeyoğlu; age, Sh: 89 )

***

İsrail, kuruluş gâyesi olan “Arz-ı Mevud”u gerçekleştirmek için, bu savaşı başlatmaya mecburdu. Yanında, “Ahmak fil” Amerikayı savaşa sokmak içinse, Irak’ta Saddam rejiminin değiştirilmesi bahanesi gibi bir meşruiyet arayışı içerisinde. Fakat bunu bir türlü, uluslurarası hukuk normlarına oturtamadıklarından, Irak’a saldırmak için delile ihtiyaçlarının olmadığını itiraf etmek zorunda kalarak, asıl gayelerini açığa vurdular... Ve, gerekirse nükleer silâhlarla saldıracaklarını bildiriyorlar.Diğer taraftan, Saddam hiç de kolay yutulur bir lokma değil. Ecevit’in itiraf ettiği üzere, çok güçlü bir ordusu ve o ordu içerisinde, kendisine çok bağlı kurmayları var. Saddam’ın ordusundaki moral gücünün, şu ânda dünyanın hemen hemen hiçbir ordusunda olmadığını da buna eklemek lâzım. Saddam, büyük bir sabırla, nasıl olsa ağına düşecek düşmanını bekleyen örümcek gibi, kendisine büyük bir hayranlık hisseden halkının arasında, keyifli bekleyişine devam ediyor. Amerika’yı kudurtan, Saddam’ın bu keyifli bekleyişi ve Irak’ın İsrail için arzettiği tehlikedir.

Bu minvalde, iddia edildiğinin aksine, kapıyı kırıp hâneyi işgal eden sapığın gayesi, evin bir odasında, ev sahipleriyle beraber huzur (!) ve barış (!) içinde yaşamak değil, aksine, işgal ettiği evin ve komşu evlerin tamamını ele geçirmek olduğunu, TC’yi idare edecek Amerikalı gibi düşünen politikacı tipinin yetişmiş olduğu ile beraber düşünelim. Arafat’ın suçu olsa olsa, Amerika’lı gibi düşünmüyor ve kendi vatanını onların arzuladığı üzere idare etmiyor oluşunda aramak gerekir.

***

"Ahmak Fil", 11 Eylül’de ininden çıkarıldı ve “Fil”in önünde durmanın ahmaklık olduğunun şuurunda olan bir taktik dehâsıyla, geberip gideceği bataklığa doğru çekilmeye başlandı. O, bütün kızgınlığıyla saldıra dursun, saldırdıkça kızgınlığı artacak, o kızgınlıkla daha ahmak davranacak, daha çok saldırganlaşacak ve en nihâyetinde, bataklığın tam ortasına gömülüp, geberip gidecektir. Fransız Dışişleri Bakanı’nın bu konuda yaptığı uyarılar boşuna. ABD’nin, kendi içerisinde “Terör(!) tehdidine karşı almaya başladığı anti-demokratik tedbirler dahî göstermektedir ki, “fil”imiz zıvanadan çıkarılmıştır.

ABD, bölgeye girmeye girecek de bu gün mü, yarın mı girecek bu belli değil. Ve işin aslında pek mühim de değil. Zira, dönüşü olmayan bir yola girilmiş bulunuluyor. İsrail ve Amerika, bu son operasyonu ya bir dünya imparatorluğu kurarak bitirecekler, ya da kendileri bitecek. Ve bu sebepten dolayı da, nükleer tehdit savurmalarını gayet iyi değerlendirmek lâzım. Doğu ile Allahsız Batı arasında gerçekleşecek bu son ve som hesaplaşmada, Allahsız Batı, elindeki bütün kozları kullanmaktan çekinmeyecektir. Allahsız Batı, elindeki nükleer kozu kullanmaktan kârlı çıkacağına aklı yatarsa, bu kozu kullanacaktır. Ondan insanîyet beklemek yanlış olur. O’nun insanîyet anlayışı, ancak kendi insanları için geçerlidir, o da bir nebze... Onlar, arenalarda gladyatörleri çarpıştırmaktan zevk alan barbarların çocukları... Onlar, “Kazıklı Voyvoda”ların torunları... Onlar, Afrika’yı köleleştiren, Yeni Dünya’nın gerçek sahiplerini katliâmdan geçiren kahramanların(!) piçleri, engizisyon kültürlü, kara cübbeli, kara vicdanlı, kara suratlı cehennem kütükleri...

Yok, eğer Batı’lıların, Arafat’a destek vermek gayesiyle bürosuna kadar gitmeyi göze aldıklarını öne sürerek, Batı’nın hümanizminden dem vuracak olanlar varsa, onlara da cevabımız var:

"Şimdi bir başka maskaralığa dikkat çekeyim... Afrikada açlıktan kırılan insanların hâlini bilyorsunuz... Arkadan bir şarkıcı çıkıyor, birtakım yardım malzemeleri ve paralar topluyor; oldu Afrika halkına yardım... Burada insanca bir duygu var diyorsunuz değil mi? Şimdi o yardım toplanmasın demiyoruz... Dikkat edin o yardım toplanmasın demiyoruz, ama işin hakikati şu:

-<>

Dikkat ediyor musunuz?.. Bir Batı’lının kitabından okuyorum bu <> davasının mahiyetini... Dinin tabiî yapısında var insancıllık... Ve devam ediyor:

-<>

(...)Biliyorsunuz ki, bugün dünyanın çeşitli yerlerinde, Filistin’de meydana gelen hâdiselerden dolayı bir takım kınama sesleri geliyor... Afrikayı mahveden Batı, şimdi oraya dört kamyon yiyecek gönderince iyilik de onlara kalıyor yâ, o hesab... Fakat aslı şu: Benim evimdeki aşı kazanla götürüyor, arkasından bana kaşıkla veriyor... Oldu Afrika’ya yardım, Filistin’e arka çıkma.

Bu bakımdan, hümanistlik numaraları bir yana, işin aslında, Filistin’lilerin cesetleri üzerindeki parmak izinden Batı’yı, Batı’nın suçunu gördüğümüzü belirteyim...” (S. Mirzabeyoğlu; age. Sh: 83,84)

***

İsrail, katil ve işgâlci... ABD, onun destekçisi... TC, her ikisinin en önde gelen müttefiki ve ABD’nin IMF vasıtasıyla satın aldığı, Ortadoğu’nun kahpesi rolünü biçtiği bir ucube... Çökmekte olan İsrail silâh sanayisi, TC’nin İsrail’e verdiği “Tank Modernizasyonu” işiyle ayağa kaldırılacak. TC idarecileri benzer bir kıyağı, -yanlış hatırlamıyorsam beş sene kadar önce- Fransa’ya da yapmışlar, işsizlikten kapanmak üzere olan ve 5 bin işçinin işsiz kalacağı bir Fransız silâh fabrikası, bu kıyak üzerine kapanmaktan kurtulmuş, Fransız işçiler de, işlerini kaybetmek tehlikesini bu sayede atlatmışlardı. TC, tam da “ayranı yok içmeye...” hesabı bir garabeti yaşatıyor... Bir taraftan hesapsız – kitapsız para dağıtırken, bunun neticesi olarak da Batı’ya el açar vaziyette...

"(...) Batı’dan beklediğimiz, -daha doğrusu dilendiğimiz- yardım davası... Burada şöyle bir şey var, -yine haysiyetinize hitab etmek istiyorum-, iş ne hâle geliyor dikkat edin... Birkaç sene önceki bir hâdisedir: Bizim <> tavrımıza karşı, Amerika’lı elçi diyor ki, <>... Adam artık diplomatik nezaketi falan bir tarafa bırakıp âdeta at uşağını azarlar gibi, <> diyor... Öyle ya; dilenciye ne kadar sadaka verileceği, dilenciye sorulmaz ki!.. Ne verirse onu alırsın!.. İzâh edebiliyor muyum bu hakaretemiz tavrı?.. Burada yine hukukçuların dikkatini çekiyorum; dış gücün gelip çöreklenmesi, üs tutması bakımından, dünyanın en beleş ülkesiyiz... Doğrudan doğruya toprak kiralasaydık bile elimizi öptürürdük... Haber vereyim: NATO’ya masraf bakımından adam başına usûlüyle en ucuz asker de bizde!.. Arada gayet komik bir hâdise: Şu tarihte, -ne kadar şereflendiğimize dikkat edin-, albay rütbesinde bir Amerika’lı geliyor diye, Ankara’da stadyumda gösteri tertipleniyor... Görüyor musunuz parya psikolojisini?..” (S. Mirzabeyoğlu; age. Sh: 95,96)

_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 180
Rep Gücü: 2267
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: Geri: SAVAŞA HAZIR OL!..   Perş. Haz. 18 2009, 14:04

İsrail bir Türk subayını katlediyor... Bu subayın cenazesinde, Genel Kurmay Başkanı, cenazeye katılanlardan yalnızca İsrail Büyükelçisinin elini sıkmıyor!!! Genel Kurmay Başkanı, bu eli sıkmayarak, İsrail’in bu cinayet vasıtasıyla kendisi dâhil, TC idarecilerini ölümle tehdit eder oluşundaki “rest”i görmüş oluyor. Şayet Kıvrıkoğlu, İsrail Büyükelçisi ile bir diyaloğa girmiş olsaydı, önce yaptıkları cinayeti elçinin yüzüne vurması akabinde de asker haysiyeti icabı silâhını çekip, elçiyi vurması icabederdi. Tam da bu noktada, önümüzdeki Ağustos’ta, Genel Kurmay Başkanı’nın görev süresinin doluyor oluşu, Ordu içindeki hizipleşmeler bakımından büyük önem arzediyor. Ordu içerisindeki Amerikancı kanadın, peyderpey tasfiye edilmesi ardından, İsrail’e verilmek istenen tank modernizasyonu ihalesinin binbir badire neticesi gerçekleşiyor oluşu karşısında, Yahudi çıfıt elbette boş duracak değildi ya? Şayet Kıvrıkoğlu o eli sıkmış olsaydı, Yahudi çıfıtın kendisi de dahil TC idarecilerini tehdidi karşısında geri adım atmış olacak, haysiyetsiz bir korkak pozisyonuna düşecekti. Şimdi ise, önümüzdeki Ağustos’a kadar geçecek süre içerisinde, hazırlanılması gereken, dünya çapında bir hesaplaşmanın arefesinde bulunuyoruz. Hem TC’nin, ABD ve İsrail’in yanında Irak’a sokulmak istenmesi, hem de Afganistan’daki BM gücüne komutanlık etmesinin emredilmesi gibi bir açmazla karşı karşıyalar... Allahsız Batı’nın, TC’yi emireri gibi görmesindeki saik, TC’nin ve ordusunun en büyük zaafını teşkil etmekte. O saik de, TC’nin millî ruhiyata yabancı ve millî verimi tasarruf edememesi hakikati. Millî ruhiyata yabancı ve hatta düşman TC idarecileri, bu güne kadar bu düşmanlık noktasında ortak oldukları Batı ile ittifak içerisinde, içeriye doğru ispat-ı vücut hâlindeydiler. Öyle ya, nasıl olsa dışarıda, aynı düşüncenin aksiyonunu gerçekleştiren Batı’nın kendisiyken, TC’nin dışarıda aksiyonlara girişmesi gerekmemekte, bilakis, Batı’nın dışarıda gerçekleştireceği aksiyonların Anadolu’dan gelecek reaksiyonlarla akîm kalmamasını sağlamak maksadıyla, TC’nin yalnız Anadolu coğrafyası içerisinde, Allahsız Batı’ya karşı millî ruhiyatı bastırması yeterdi. Fakat bu gelinen noktada, Batı’nın gerçek yüzü olanca çıplaklığıyla meydana çıkmış ve bu surata tükürmek lüzûmu hâsıl olunca da, millî ruhiyata yabancı olmanın getirdiği yalnızlık ve mesnetsizlik bütün dehşetiyle görülmüş, bunu bilen Batı da, küstahlığını aleniyete dökmeye başlamıştır. Hâlâ millî ruhiyata yabancı gözükseler de, alenî küstahlığın karşısında durma gayretleri, dünkü hâllerine tezat teşkil etse bile, haysiyet kokması icâbı, tarafımızdan hüsn-ü zân görmektedir.Bu minvalde yapılması gerekenleri, Kumandan Mirzabeyoğlu şöyle ifâde ediyor:

"(...) Yaser Arafat’ın sözünü söyledim:

-<>

İsrail’i tanıyan ilk devlet olma suçunu taşıyoruz, demiştim; bu devlet bizim mesuliyetimiz dairesinde... Bu günlerdeki resmî kınama-mınama da , İsrail’in ağabeyinin müsaade ettiği kadar... Dümdüz söylüyorum!.. Ve, <> cinsi hesaplarla, Ortadoğu’da şirinlik politikası... İzâh edebildim mi?.. Bugün bizim, Yunanistan’ın bilmem kimin göstermiş olduğu kınama tavrından farklı bir durumumuz yok... Sen, lâfta değil de fiilde kendini gösterebilmelisin; bunu devlete söylüyorum!.. Bunu söylerken de, bazı sahteliklere yol açmak istemiyorum; <> filân gibi... O da hesab-kitab işi ve senin gücün belli... Palavraya lüzum yok!.. Hani arasıra bizi pohpohlamak için, <> diye birtakım lâflar söylüyorlar yâ... Ayrı bir parantez açarak bildireyim: Dünyada, süratli savaş bakımından, teknik bakımdan, iyi savaşmak bakımından birinci sırada İsrail’dir... Bu bir kelle hesabı işi değil... Meramımı anlatabildim mi?

Burada başka bir hususa geçeyim... NATO’nun yayınladığı bir bültende, bizim gücümüzün ancak savaş sonrasında işe yarayacağı söyleniyor... Bunun Türkçesi nedir biliyor musunuz? Adam geldi buraya bir bomba attı ve burası yıkıldı; meydana gelen moloz yığınını kaldırmak için amele lâzım... Bizim gücümüz de bu... Anlatabildim mi?.. Türkiye bütçesinin üçte birini götüren bir hâdise, iktisadî sakımdan da belimizi kıran bir hâdise olmasına rağmen, Çin ordusunu andıran kuru sayı çokluğu muhafaza ediliyor!..

İktisadî mânâ ve.. Soyguncunun kendini korumak için evin çocuklarını rehin tutmaktan farklı olmayan işler... Rejimi ayakta tutma tezgâhı.. Neyse... Kısaca; öyle <> falan palavrasına yer yok... Ama şu olabilir; sahip çıkıldığını gösterici maddî yardımla birlikte, çok daha cüretkâr tavır konulabilir... Ama niçin konulamayacağını söyledim... Zaten öyle bir niyet olsa, bunları yapabilmenin şartları aranır... O şartları arzulayanlar, yâni bizlerin gerçekleştirmesi gereken iş, birilerinin (düzen kocabaşlarının) cebine biraz harçlık, bir daha gelmemek üzere doğru gezmeye yollamak... Anlatabildim mi?..” (S. Mirzabeyoğlu; age. Sh: 92, 93)

TC’nin, yurt dışı operasyonlarına , Allahsız Batı saflarında katılmasını arzu edecek kadar hain unsurlar –günümüzün İttihatçıları- bir yana, millî hissiyata yabancı her idare, millî verimi tasarruf kudretinden uzak kalacağından, girişilecek operasyonlar da beklenilenin aksine neticeler doğuracaktır. Millî ruhiyata yakınlık kurmak bâbında, “Kuvay-ı Milliye” arayışları, bu günkü mevcut zeminde, doğrunun değil, yanlışın filizleneceği tohumlarla doludur. Kuvay-ı Milliye’nin aslı ve esası, ona destek veren Müslüman Anadolu ahalisinin gözünde, işgalcilerin vatandan kovularak, Hilâfetin kurtarılması olduğu hâlde, neticede millî hassasiyete ve milletin Kuvay-ı Milliye’yi desteklemesindeki gayeye zıt neticeler hâsıl olmuş, o neticeler saikiyle de TC, millî ruhiyata yabancı düşmüş, millî verimi tasarruf edemez bir felçli hâline gelmiştir.

Bu gün tekrar diriltilmek istendiği iddia edilen Kuvay-ı Milliye ruhu, asıl ve özünden saptırılan ruhla ayniyet ifade etmekte olması hasebiyle, şu soruyu sorabiliriz: O günden bu güne geçen süre içeresinde, Türkiye'nin içine düşürülmüş olduğu paryalık statüsü, bu yozlaştırılmış Kuvay-ı Milliye ruhunun eseriyken, aynı yoz ruhun diriltilmek istenmesi, aynı neticeleri doğurmaz mı? Kemalizmin sahte kurtuluşçuluğu, ısıtılıp, tekrar önümüze konulmak istenmekte.

İlhan Selçuk’un, MHP Genel Başkanı ile yaptığı görüşme ve bu çerçevede aranan ittifak, yozkurt çevrelerince, 9 Işık’ın, aslında 6 Ok’un aynısı olduğu şeklinde bir teveccühle karşılanmakta; bu yakınlaşmanın klâsik CHP-DP zıtlığı çerçevesinde değerlendirilmemesi gerektiği, bu zıtlığın artık aşılması lâzım geldiği ifâde edilmektedir. Klâsik CHP-DP zıtlığının ne olduğuna gelirsek... Allah demenin bile CHP tarafından yasak edildiği ve matbuatın Allah ve ahlâktan bahsetmesinin devlet emriyle yasaklandığı bir dönemde, Üstad Necip Fazıl, çıkardığı Büyük Doğu dergileri vasıtasıyla, pazarlıksız Allah ve Resûlü davasının davacısı olarak, küfrün mücessem hâli CHP’yi hedef tahtasına oturtmuş, bu politikasıyla da müslüman Anadolu ahâlisinin hissiyatına tercüman olmuştur. Üstad’ın bu mücadelesi neticesi, müslümanlar, rejime karşı olan kin ve nefretlerini, CHP’nin şahsında ifade ederlerken, lâik rejimin yok etmeye çalıştığı, fakat Üstad gibi dava adamları sayesinde bunu bir türlü başaramadığı İslâmî hassasiyetin her geçen gün daha büyük bir potansiyel tehlike teşkil ediyor oluşu karşısında, 50 seçimleri tertip edilmiş, böylece lâik rejim, müslümanlara taviz vermek noktasına getirilmiştir. Milletin derdi DP sevgisi değil, CHP nefretiydi. DP, CHP’ye karşı müslümanların hissiyatına tercüme olduğu ölçüde destek gördü. Bu çerçevede DP, zâtı ile değil, milletin kendisinde görmek istediği mânânın tezahürüne yataklık ettiği ölçüde millet tarafından benimsendi ve kabûl gördü. Rejim açısından DP’nin ne ifâde ettiğini ise, Celâl Bayar’ın DP hakkındaki şu tespitinden verelim:

-"Müslümanlar barajın arkasına birikmiş ve barajı patlatacak noktaya gelmilerdi. DP’nin iktidar olmasının önünü açarak, barajın ardına birikmiş müslüman potansiyeli kanalize ettik.”

"Klâsik CHP-DP zıtlığı”, müslümanların ona yüklediği mânâ olarak, dinini yasaklayan ve kimliğini unutturmaya çalışan rejime karşı müslümanların, varlık ifâdesi ve varoluş hamlesidir. Bu zıtlaşmanın ifâde ettiği mânâya karşı, müslümanları rejime yamamak gayreti güder bir ifâde içerisine girenler, yanlarına “Çırpınırdı Karadeniz” türküsünü söyleyen topal ajan Doğu Perinçek’i de alarak, müslüman Anadolu’yu, Allah’sız Batı’ya peşkeş çekmeye devam edebilirler; tabî buna İBDA erleri müsaade ederse...

Anadolu’nun ve topyekûn Doğu’nun, Batı’ya karşı tek varoluş yolu “İslâm”dan geçmektedir. Bu gün, topyekûn, Doğu’yu temsil plânına erebilecek ve Batı karşısında durabilecek yegâne medeniyet alternatifi, İslâmî dünya görüşü içerisinde bulunmaktadır. Bu, millî ruhiyatımızı yoğuran İslâmlıktan başka nedir ki? Batı’ya karşı alternatif arayışları içinde olunan şu dönemde, İran ve Rusya’nın alternatif olarak görülmesi, ifâdecisinin sâf ve samimî arzularını yansıtıyor olsa da, Batı’ya karşı durabilmenin yolu, herşeyden önce Batı medeniyeti karşısına alternatif bir medenit projesi ve dünya görüşü ile çıkmak mümkün iken, böyle bir dünya görüşü ve medeniyet projesi olmaksızın, Batı’ya karşı olan nefreti bir takım günlük politik yönelişlere tercüme ettirmeye kalkışmak, Batı’cıların eline koz vermekten başka mânâya gelmeyecektir. Bu saikle, Batı’ya karşı duyulan kinin ifâdesinde ve alternatif ararayışında varılan yanlış neticeyi, yıllardır insanımızın idrakini iğdiş etmiş bulunan laik rejimin özünde gördüğümüzü belirtelim.


_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 180
Rep Gücü: 2267
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: Geri: SAVAŞA HAZIR OL!..   Perş. Haz. 18 2009, 14:04

İBDA’nın tezi hâlinde “Başyücelik Devleti”, günümüzde, Allahsız Batı’ya karşı yegâne alternatifi ifâde etmektedir. Rusya ve İran gibi devletlerle olan ilişkilerimiz de ancak Başyücelik Devleti iradesi altında olursa, Batı’ya karşı bir mânâ ifade edebilir ve ancak o zaman, Batı’nın ayağına giden değil de, tüm dünyayı ayağına getiren oluruz. Osmanlı’nın, millî hassasiyetimizin tercümanı olduğu devirlerde, milletlerarası arenada işgâl ettiği yer ve belerleyici rol, bunun açıkça ifâdesidir. Bu gün bile hâlâ, Osmanlı’nın boşaltmak zorunda kaldığı coğrafyalarda, bir Osmanlı arayışı vardır. Bu nostaljik bir arayış değil, adalet ve nizâma duyulan, barışa duyulan hasretin ifâdesidir.

Müslüman Filistin-Arap ahalisiyle, müslüman Anadolu ahalisi arasındaki tarihî bağ icabı, müslüman Anadolu’nun kardeşlerinden yana tavır alması kaçınılmaz. Bu tavır, işgalci İsrail ve onun İMF vasıtasıyla satın aldığı yerli uşaklarını o kadar korkutmaktadır ki, Arap’ların, 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı’ya karşı tavır aldığı ısıtılıp gündeme getirilmiş bulunuyor. Mesele Osmanlı mirasına sahip çıkmaksa, TC’nin kendisi Osmanlı’ya karşı varoldu, bu bir. O gün, Araplar’ı Osmanlı’ya karşı kışkırtanlar, başta İngiltere olmak üzere, emperyalist Batı olup, bu gün TC, o emperyalistlerin kuklasıdır, asıl unutulmaması gereken, emperyalistlerin kışkırtıcılığıdor ki bu kışkırtmanın gayesi, bölgede İsrail devletinin kurulması içindi ve o gaye tahakkuk etti. İsrail’in varlığı hem Araplar, hem de müslüman Anadolu için tehdit arzetmektedir. Filistin, Osmanlı’nın evleıdır ve evlet babaya karşı gelmiş olsa da, babanın babalık haklarından feragat etmesi düşünülemez, hele ki bizzat Arafat’ın ağzından ifade ettikleri üzere, Osmanlıyı mumla aradıkları, babalarının kıymetini gayet iyi anladıkları bir dönemde, bu iki. Laik TC İsrail’i ilk tanıyan ülkeydi, bu üç. Arap-Filistin’lilerin kandırılması, (Lavrens) tezgahları, şu, bu... Burada asıl mesele, vicdandır. Satılık Arap devlet başkanlarının vicdansızlıkları değil. Birilerinin vicdansızlık yapması, bizim vicdansız olmamızı ve Arap kardeşlerimizin katliamına seyirci kalmamızı gerektirmez. Bu çerçevede, sözü Mirzabeyoğlu’na bırakalım:

"Evet... Buradan okudum, görüyorsunuz; <> diyor... Düşünün ki böyle vicdanını fıkırdatmış hâdiseler... İnsanda bu <> denen meleke var ya, zerre kadar da olsa, ne olursa olsun bir yere gelir, o hâl insanı müteessir edebilir... Ve işte bu çerçeve içinde, Filistin’e ilk yerleşen Yahudiler’den birinin orada yapılanlar karşısında duyduğu tessürü ifâde eden bir mektup... Nathan Chofshi’nin 1959 Şubat ayının News Jewish News-letter gazetesi başyazarına gönderdiği mektuptan:

-<>” (S. Mirzabeyoğlu; age. Sh: 90, 91)

Allahsız basının, bir Yahudi kadar vicdanı sızlamıyor. Onlar için mesele, müslüman Anadolu ile, diğer coğrafyalarda yaşayan müslümanların dayanışmaya girmemesidir. Zira böyle bir dayanışma, “Hilâfet” ruhiyatına denk düşen bir mânâ ifâde eder ve bu hâl, emperyalizmin dünya üzerindeki politikalarını uygulayamaması demektir. Bu tehlikeyi peşinen gören Allahsız Batı, 1. Dünya savaşından sonra parçaladığı İslâm âleminin başına kukla idarecilerini getirerek, bu birliğin oluşmaması ve müslüman ahalinin birbirine düşmesi için elinden geleni yapmıştır. Bu Allah’sızların işbirlikçilerini de, hizmet ettikleri fikirler doğrultusunda attıkları adımlarından enselemekteyiz ki, yarın birgün, laik medyanın nasıl tavır takınacağını geçmişteki örneklerinden verelim, yine Kumandan Mirzabeyoğlu’nun dilinden:

"Sözüme çok dikkat edin; <> belirten, bizzat tarihçi Toynbee... Bizde ne oldu?.. İsrail’li askerlerin Filistin’li gençlerin kemiklerini taşlarla kırması televizyonda üç gün gösterildikten sonra, halkımızda yükselen tansiyonu pörsütmek için öbür kanalda <> diye film gösterdiler... O namussuz gazetenin <> diye yayını...” (S. Mirzabeyoğlu, age. Sh. 89)

Tam bu satırları kaleme almıştık ki, Allah’sızlar beklediğimiz tepkilerini vermeye başladılar... Filistin’lilerin katledilmesine pek ses çıkartmayanlar, ortalığın gittikçe ısınıyor olduğunu ve tabiî olarak da tansiyonun yükseliyor oluşu karşısında, yeniden “irtica” naraları atmaya başladılar... Orada yapılan bir katliam var ve o katliama karşı tepkiler ortaya konulmaya başlanınca, yok “Usame” gibiler haklılık kazanırmış filân... Yani, tepki vermelerindeki asıl saik, Yahudi’ni yaptığı katliam değil de, “Usame” korkusu, şeriat korkusu... Sahte dengelerin bozulacak olmasındaki korku... Müslümanların, tüm katillerden ve işbirlikçilerinden hesap sormaya davranacak olmalarının getirdiği korku... Böyle bir tehlike olmadığı müddetçe, katiller istedikleri gibi katliamlarına devam edebilirler... Burada, 11 Eylül uçaklamasının ne kadar haklı olduğu bir kez daha ve gayet açık bir şekilde görülmüyor mu? Hazreti bediüzzaman‘ın bir sözü var. Der ki, “Medenîlere galebe, iknâ iledir!”... Medenî görüntüsü altında bir cani saklanıyor ve hakikat onun için bir şey ifade etmiyorsa? “Medeniyet dediğin, tek dişi kalmış canavar”sa... Katliam devam ettikçe, edecek; buna aslında kimsenin sesi çıkmayacak, fakat bu “medenî-çağdaş” piçlere, müslümanlar hakettikleri cevabı vermeye başladıklarında, tabiî olarak halkın gönlü de bu yöne kaymaya başlayacağından, asıl tehlikeyi, laik satılmışlar, irticanın güçlenmesi olarak görecekler-gösterecekler ve ancak o zaman nazlı nazlı, katliamı durdurmaya teşebbüs edecekler.

***

İrticanın güçlenmesi bahsine gelirsek... Ahalisi müslüman olan ülkelerin idarelerinin tamamı küfür ve Allahsız Batı’nın kuklaları... İdarecilerin asıl vazifeleri, müslümanları Batı’nın emperyal politikakaları doğrultusunda kontrol altında tutmak... Müslüman coğrafyalardaki kaynakları Batı’ya peşkeş çekerken, kendi cukkalarını doldurmaktan da geri kalmıyorlar... Allah’sız Batı’nın, kibir ve gurur içerisinde, Allah’lık taslaması, müslümanları aşağılamasında baş yardımcıları, bu kukla idareciler... Müslümanların, kukla idarecilerin, bu dış güç maşası sözde millî devletlerin millî hassasiyetlerini akettiremiyor oluşuna istinaden, kendi öz örgütlenmelerini inşa yoluna gidiyor oluşları ve Allah’sız Batı’dan bu öz örgütleri vasıtasıyla hesap sormaları karşısında, Batı adına kurulan sahte dengelerin, statükonun bozuluyor oluşu, tüm İslâm ülkelerinde hakimiyeti elinde tutan işbirlikçilerin altındaki zeminin kaymasına sebebiyet vermektedir. Müslümanların kurmuş olduğu öz teşkilâtarının, hadiselerin nabzını yakalaması ve millî hassasiyete tercüman olması, ahalinin, Batı kuklası rejimler yerine, bu “terör”(!) örgütlerine karşı teveccühünü her geçen gün artırmakta, bu teveccüh artışı karşısında da kukla rejimler paniklemekteler. Paniğin neticesi olarak da, bir taraftan millî vicdanı okşayıcı göstermelik tavır alışlar takınmaya çalışırlarken, diğer yandan da kurtuluş savaşı veren müslümanları, terörist olarak yaftalamaya kalkmaktadırlar. Katil ve terör devleti İsrail’in müslümanları katlederken zorluk çekmesin diye uçaklarının Konya’da tatbikat yapmasına okey, müslümanların İsrail’i protesto etmesine no... Sıkışınca da İsrail’i güya kınayıcı bir-iki beyanat... Terör devleti katil İsrail ve onun hamisi ABD ile işbirlikçilerine karşı, yapılan katliamların hesabını sormak babında gerçekleştirilen akınlar terör, katile anladığı dilden cevap veren akıncıysa terörist... Bush’un, akıncı fedâî’ler için kullandığı cümleye dikkat: “Onlar katil, şehit olamazlar!”... Müslümanların, millî vicdana tercüman olan öz örgütleri-akıncı teşkilatları, hadiseler karşısında aldıkları doğru tavırlarla prim toplayarak güçlenmeye devam etsin, İslâm ülkelerindeki işbirlikçi iderecileri, yaptıkları pisliklerden hesap sorulması korkusu sarmış bulunuyor. 11 Eylül uçaklaması ardından, ABD uşağı pislik Suud hanedanlığının, apar topar, onlarca uçakla kapağı İsviçre’ye atmaları, bunun en güzel misâli... İsmi ister şeriat devleti olsun, ister laik rejim, işbirlikçiler, önümüzdeki günlerde iktidarı, gerçek sahiplerine devretmek zorunda kalacaklardır. Üstad Necip Fazıl’ın “Kıtalar çapında ihtilâl” tezini hatırlamak yerinde olur... İsrail’le anlaşmaları bulunan Ürdün ve Mısır gibi işbirlikçi idarelerin, İsrail’in bu son katliamlarından sonra, İsrail aleyhine yaptıkları açıklamalar, bu minvalde değerlendirilmelidir. Şu görülmektedir ki, işbirlikçiler, artık pisliklerini alenî gerçekleştirme cesaretini kaybetmişler, psikolojik üstünlük müslümanlara geçmeye başlamıştır; geçmiştir. Suud’un, İsrail aleyhtarı gösterileri yasaklaması da, korkularının ifşaıdır.

Kibir ve gurur heykeli Bush’un Allah’lık taslaması, savaşın artık doğrudan Allah’ın dinini yok etmek gayesi güdüyor oluşu, Allah’ın kibri hiç sevmemesi, İlâhî gazabı celbedecek hususiyetler arasındadır... Akıncı taarruzları bir yana, İlâhî ordu taarruzlarının da ABD ve yandaşlarının kibrini ne hâle getireceğini hep beraber göreceğiz inşallah...

***

IMF ve AB’nin TC’ye dayattıkları, Anadolu’nun tarihî misyonunu ifâsını engellemek bir yana, artık tamamen müstemleke hâline gelmesini sağlamak maksadına matuf. Uluslararası tahkim, özelleştirmeler, toprak satışı vesair... Şimdi ne olacak? Adam açık açık “satın aldık” diyor... “Afganistan’a askerini yollayacaksın!” diyor... “Irak’ta, conilerimiz yerine mehmetçiğin kanını akıtacağız” diyor, “bizim şirketler Anadolu’yu parselleyecek, istedikleri gibi fink atacaklar, arada pürüz çıkarsa, TC yargısı değil, bizim mahkemelerimiz pürüzleri halledecek” diyor... Satın alınan devlet... O devletin ordusu da elbette, satın alan tarafından lejyoner birliği olarak kullanılır. Artık o ordu millî olmaktan çıkmış, satın alanın ordusu olmuştur. Polisin pozisyonu da öyledir. Adam, “cebinize para koyduk” diyor ya, polisin görevi de, bu gün Arafat’tan yapmasını istedikleri ile aynıdır; işgalciyi defetmek için silâha sarılacak vatan evletlerını bertaraf etmek. İşgalcinin işgal ettiği topraklardaki güvenliğini sağlamak. Sırf işgalcinin değil tabi, işbirlikçilerinin de... Bunun için, aç bırakılan TC vatandaşları arasından seçilecek üç-beş soysuzun cebine konacak üç kuruş yeterli gelecektir. Artık ister kerhâne beklet, ister meyhane... İster ABD büyükelçiliğini, ister İsrail...

"Şimdi dikkat... Ben, Allah rızası için uğraşırken öldürüldüm; şehidim... Bir de kumar kavgasında öldürülürüm; gitti gümbürtüye... Ne oluyor?.. İş öldürmede, öldürülme fiilinde değil, niyette... <> diyorum; öyleyse <> öldürülen her insan murdar gitmiştir... Yâni, <> bilmem ne diye bu rejimi korurken filân... Allah’ın emir kulu ol!.. Size bir inceliği söyleyeyim: Bir müslümana, müslüman olduğu için saldıran adam, kâfirdir!.. Emir kuluymuş; insanda bir mukavemet payı olur... Anlatabildim mi?.. Ben, emir kulunu bilmiyorum, Allah’ın emrini ve O’nun kulu olmayı biliyorum, tanıyorum!..” (S. Mirzabeyoğlu; age. Sh: 89,90)

"Emir kulu", eline sopa almış, müslüman kızların üzerine gidiyor... “Emir kulu”, elini uzatmış, müslüman kızın örtüsünü sıyırıyor... Ona o emri veren Allah düşmanı... O da Allah düşmanının kulu... Kerhane düzeninin bekçisi... Devlete vergi veren orospunun güvenliğinden mesul... Katili protesto etmek, katile katil demek yasak... Katil İsrail’i protesto eden müslümanları, Cuma namazı çıkışında coplayarak, protesto etmelerini engelleyen emir kulları...

_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
1OL(AZRAİL662)
PRENS-Kurucu
PRENS-Kurucu


Erkek
Mesaj Sayısı: 5269
Yaş: 21
Nerden: Denizli
İş/Hobiler: PC Beat
Lakap: AZRAiL662
İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim?
Deneyim:
100 / 100100 / 100

Seviye:
100 / 100100 / 100

Saygınlık:
100 / 100100 / 100

Aktiflik:
100 / 100100 / 100

İşletim Sistemi:
Ruh Hali:
Rep Puanı: 180
Rep Gücü: 2267
Kayıt tarihi: 24/12/07

MesajKonu: Geri: SAVAŞA HAZIR OL!..   Perş. Haz. 18 2009, 14:05

"(...) Ve çağından mesul müslüman olarak siz burada bir numune teşkil ediyorsunuz... Dünyada gördüğünüz her türlü haksızlık, bizim adam olamamızdan kaynaklanmaktadır; bunun suçluluk duygusunu hissetmenizi istiyorum... Ve âdeta bir film seyrederken, birkaç dakikalığına oradaki hâdiseden müteessir olup, aradan üç gün geçince horul horul uyumaya başlayan insanlar değil... Kuru kuru karşı çıkmalar da değil... Dikkat ediyor musunuz bahisler nerelere geliyor... Ve bugüne kadar bu milleti kandırdıkları bir hususu söyleyeyim size. Bugün Doğu ve Batı blokları arasında yer almış bütün ufaklıkların hiçbiri, göstermelik şekiller dışında hiçbir şahsiyete malik değildir... Anladınız mı?.. Haysiyetinizle oynamak istiyorum; daha doğrusu haysiyet duygularınızı ayaklandırmak istiyorum!.. Bugün bizim birkaç bin gencimizi heba ettiler sokaklarda, -dikkat edin-, heba ettiler... İşte <> falan filân edebiyatı ile sümük mendili niyetine kullanıp, rejimi müdafaa ettirdiler, boşu boşuna ölüme yolladılar... Devamını getirmek istemiyorum... Anladınız!..

Aradaki fark, -Doğu ve batı blokları arasında- şu kadardır, onu da size söyleyeyim: Biri, konakta işini bitiren hizmetçiye diyor ki, <>... Öbürü de hizmetçinin işi bittikten sonra onu kapının önüne koyuyor ve <> diyor... Senin serbestliğin bu kadar. Ve dikkat edin: Dünyada, -Filistin meselesi hakkında bu kadar müteessirsiniz-, İsrail devletini ilk tanıyan devlet biziz... Yaser Arafat’ın bir sözü var, <> diye... Biliyorsunuz Abdülhamid’e şu kadar altuna yaptıramadığımızı onun hâllinden sonra gayet cüz’i bir miktara yaptırdık diye, Yahudi söylüyor; orada toprak almaları, yerleşmeleri, devlet olama yolunda ilk zemini hazırlamaları davası... Bugün dünyada müslümanların başına gelenler, biz millet olarak tarihî misyonumuzu kaybettiğimiz için, bizim yüzümüzden gelmiştir...” (S. Mirzabeyoğlu; age. Sh: 78,79)

Kumandan Mirzabeyoğlu’nun işaret ettiği üzere, ya tarihî misyonumuzu kendimiz hatırlayıp gerekeni kendimz yapacağız, ya da Allah, tarihî misyonumuzu yerine getirmemize bizi mecbur kılacak bir vasatla bizi karşı karşıya bırakacak... Her hâükârda biz bu misyonu ifâ etmeye memur ve mecburuz. Şu farkla ki, eğer biz kendimiz bu misyonu ifâ etmek için birşeyler yapacak olursak, zayiat da o kadar az olur. Çoluk çocuğumuz o kadar az zarar görür. Ve nihayetinde, bu işi şuurlu olarak yapmamızdan elde edeceğimiz âhiret kazancı yanında, mecbur kalmamız saikiyle yaptıklarımızdan elde edeceğimiz âhiret kazancı arasında, dağlar kadar fark olacaktır.

Bu vatanda, işgalcilere karşı nice savaşlar verildi. Nice çeteciler dağlara çıktı, niceleri şehirlerde akınlarını sürdürdü... Nice depremler, kıtlıklar yaşandı... Bütün bu tarihî geçmiş, önümüzdeki günlerde yaşayacaklarımız açısından bizlere öğretici olmalı ve tarihin öğreticiliği ışığında önümüzdeki çetin günlere hazırlıklarımızı yapmış olarak girmenin kaygısı içerisinde olmalıyız.

İsrail’in başlattığı savaşta, Suriye cephesinin de ısınıyor oluşu, hadiselerin hızı hakkında bir fikir verebilir. Gece yatıp, sabah kalktığımızda, bir gün önceki bütün dengelerin bir gecede tamamen değişmiş olduğunu ve TC’nin de İsrail saflarında savaşa dahil edildiğini görebiliriz. Konya’da yapılacak olan “Anadolu Kartalı” adlı tatbikat için, Anadolu’ya yığınak yapacak ABD, hazır yığınak yapmışken, bunca çaba boşa gitmesin diye, TC’yi Irak cephesine girmeye mecbur bırakabilir. Bütün bunlar muhtemel hadiselerin vesileleri... Artık patlaması ân meselesi balonun, hangi vesileyle gümüleyeceğini, hep beraber göreceğiz. Mesele, balonun patlayacak olup olmamasında değil, üzerimize düşen vazifeleri ifa babında, almamız gereken tedbirlerin ne kadarını yapıp, yapmadığımızda. Tedbir, dayanma gücünü artırmak için... Unutmayalım, savaşı güçlüler değil, dayanıklılar kazanır.



KAYNAK: Aylık Yeni Nizam Dergisi’nin Nisan 2002, 10. Sayısından alınmıştır


_________________
2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir
Halka Hizmet Hakka Hizmettir


Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi)

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://2ce1ol.forumc.biz
 

SAVAŞA HAZIR OL!..

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» hazır indexler
» Server onlıne ıtemler hazır go pk
» BÜTÜN HAZIR İNDEXLER BURAYA...BİRBİRİNDEN GÜZEL İNDEXLERİ BURADA BULABİLİRSİNİZ...
» BÜTÜN HAZIR İNDEXLER BURAYA...BİRBİRİNDEN GÜZEL İNDEXLERİ BURADA BULABİLİRSİNİZ...
» Transformers Gezegeni'nden Büyük Bir Hikaye:Büyük Savaş !

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
2ce 1OL :: Tarih -Osmanlı-Türk-İslam Dünyası :: İslami Dava-

Bedava forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Ücretsiz bir blog yaratın