
2ce 1OL
2ce 1oL Yeni Bir DÜnya
|
| | TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR | |
| | Yazar | Mesaj |
|---|
1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 179 Rep Gücü: 2266 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR C.tesi Ağus. 08 2009, 10:18 | |
|
TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR
Dr. Ely Karmon
(Tercüme: Fazıl Duyuran)
TAKDİM
Aşağıda "MIDDLE EAST REVIEW OF INTERNATIONAL AFFAIRS (MERIA)"dan nakledeceğimiz "seçme" tarzındaki makale, kendi bakışımız zâviyesinden birtakım hayatî hatalarla malűl olmakla kalmıyor, yine hayatî bazı bilgi hatalarını da ihtivâ ediyor. Meselâ, Anadolu insanı itibariyle hemen hiçbir belirleyiciliği olmayan İran etkisini, yazarının Yahudi olmasının da neticesi hâlinde, akılalmaz raddede abartıyor ve Anadolu'daki "işgal" statüsünün teşhiri sanki başka bazı dış faktörlere bağlıymış gibi, İslâmcı mücadeleyi manipüle etme gayesi taşıyor. Türkiye'de ihtilâlci İslâmcı hareketin çıkışının, sonrasında İBDA bünyesine yolveren GÖLGE Dergisi hurucuyla başladığını ve 1975'deki bu "huruç" döneminde İran'ın "devrim"le alâkasız bir Batı sömürgesi olduğunu görmezlikten geliyor. Buna rağmen, Anadolu'nun yaşadığı kâbusun bir Yahudi gözünde nasıl değerlendirildiğine dair dikkat çekici çizgiler de ihtivâ etmesini gözönüne alarak, makalenin yayınlanmasını "bir bilgi notu" olma vasfı bakımından uygun gördük. İlâveten; makalenin tercümesinin hemen akabinde "EK" olarak, yabancı basından ilginizi çekeceğini düşündüğümüz "geçmiş tarihli" bazı haber ve yorumları da dikkat nazarınıza arzettik.
AKADEMYA
Dr. Ely Karmon:
Dr. Karmon, Hayfa Üniversitesi Siyaset İlmi bölümünde Milletlerarası Terörizm ve Avrupa aşırı sağı konusunda dersler vermekte, aynı zamanda Herzlio'da Bağlı İlimler Merkezi'nde Kontr-Terörizm için Milletlerarası Siyaset Enstitüsü'nde araştırmalar yapmaktadır.
Bu makale Türkiye'deki İslâmî hareketlerin bütününü mevzu etmektedir. Makale, Türk toplumundaki araları uçurumlaşmış sosyal ve politik eğilimlerden faydalanan ve aynı zamanda bu eğilimi şiddet uygulayarak güçlendiren Türkiye'deki radikal İslâmcı terör örgütlerinin İran örneğindeki gibi İslâm Şeriatı üzerine bina edilmiş bir devlet kurma çabalarını tartışmaktadır. Bu örgütler İran'ın kapsamlı desteğinden hoşnut olmakta ve sık sık İran'ın mahallî, politik ve stratejik menfaatleri doğrultusunda eylemler yapmaktadırlar. Türk otoritelerinin geçmişte İslâmcı terör örgütlerine gösterdikleri tavır, bu örgüt liderlerini ve destekçilerini Türkiye'deki laik demokratik rejimi yıkma ümidiyle, eylemlere devam etmeleri için cesaretlendirdi.
Türkiye'deki ve Türkiye dışındaki birçok tetkikçi, Türkiye'nin bütünlük ve savunmasına en büyük tehlike olarak PKK'yı görmektedirler. Son zamanlarda İslâmcı köktendinci Refah Partisinin ilginç şekilde yükselmesine rağmen, herhangi bir derinlikli çalışma, Türkiye'de daha radikal İslâmcı şiddet gruplarını gözönüne alır. Bu aşırı radikal örgütler yaptıkları eylemlerin çapı sebebiyle, yaygın olarak önemsenmezler. Türkiye'deki marjinal İslâmcı radikal örgütlerin tesirinin; RP'nin Türkiye popülist sistemine tam entegrasyonu yüzünden Mısır ve Cezayir'deki silahlı örgütlerle kıyası tartışılabilir. Fakat bu örgütlerin liderleri ve destekçileri, laik devlet, laik yazar ve politikacılar ve "emperyalizm ve siyonizm"e karşı yapılan saldırılarla gerçek bir İslâmî devlet kuracaklarına inanmaktadırlar. Otoritelerin sınırlı tesiri ve RP'nin 1996 seçimlerindeki başarısı bu ümitleri arttırmıştır.
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 179 Rep Gücü: 2266 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR C.tesi Ağus. 08 2009, 10:19 | |
| SİYASİ VE STRATEJİK ARKAPLANI
1980 askerî darbesi, bütün topluma sirayet etmiş olan aşırı sağ ve sol terörle birlikte, Necmettin Erbakan'ın partisi MSP'yi de kapatarak İslâmcı şiddeti de bitirmeye niyetlenmişti. Fakat sıkıyönetimin sürdüğü 1980-1983 yılları arasında sol ve sağ terör bitmekle birlikte, İslâmcı hareket hayatta kalmayı başardı ve bu süre içinde daha da büyüdü. Sağ kanada mensub bir grup aydın tarafından (Aydınlar Ocağı) oluşturulan Türk-İslâm sentezi adı altında bir kavramla, hem milliyetçilik ve İslâmın bir entegrasyonu öngörüldü hem de askerî idareye intibak olunması gaye edinildi. Buradaki esas gaye, İslâmcı tesirin ülkenin mahallî bütünlüğünün korunmasında yardımcı bir unsur olarak kullanılması, bunun yanında ayrılıkçı Kürt örgütlerine karşı bir set olarak faydalanılmasıydı. İslâmcılar, cezbedici bir alternatif olarak, yıkılan komünizm sonrası Sovyetleri (Türk Cumhuriyetlerini; F.D) tercih ettiler. Burada İran'ın radikal "söylem"leriyle mücadele etme ve Amerikan destekli mûtedil İslâm hükümetleri kurma mücadelesine girdiler. Bu politikayla, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu Suudlarla açık münasebetlere girerek, onlardan verim elde etmeyi gaye edindiler. Soğuk savaşın sona ermesi, Sovyetlerin çözülmeye başlaması ve Körfez Savaşı sonrasında yıkılmasıyla Türk kökenli cumhuriyetlerin kurulması ve arkasından Bosna'da patlayan savaşın oluşturduğu yeni bölge manzarası, Türkiye'yi zaman zaman stratejik ve iktisâdî manzara yönünden İran'la rakib durumuna getirdi.
TÜRKİYE'DEKİ 'İSLÂMÎ HAREKET'İN TARİHİ
Türkiye'deki İslâmî yıkıcı terör faaliyetleri 1960'larda başladı. İlk olarak 1967-1973 yılları arasında, Türkiye'de "anayasal devleti yıkmak için faaliyetlerde bulunmak" suçundan Hizb-ul Tahrir (İslâmî Hürriyet Partisi) liderleri tutuklandı. İslâmî Cihad; Suudi Arabistan, Irak ve Ürdün'de işlediği bir dizi diplomat cinayetiyle 1980'den sonra gerçek bir terör örgütü olarak göründü. 1991'de Madrid'teki Orta-Doğu barış görüşmelerini protesto etmek için bir ABD'li subayı öldürdü ve Mısırlı bir diplomatı yaraladı. İslâmî Cihad, laik aydınları öldüren İslâmî bir Türk örgütü olduğu ortaya çıkana kadar yıllarca Lübnan'da şiîlerin kurduğu bir örgüt olarak bilindi (?; F.D). Anolt Lapidot, İslâmcı Hareketler kavramında bir düzeltmeye gidiyor, ona göre bu kavram, örgütlerin, İslâmî bir devlet ve toplum kurmak için sahib oldukları strateji ve ideallerine göre değişiklik gösteren karmaşık bir kavramdır. Sabri Sayarı, İslâmcıları gelenekçi ve radikaller olarak iki gruba ayırıyor ki, ikinciler İran devriminden ilham almışlardır. Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Emniyet İstihbarat Servisinin 1991'de bahsettiği listeye göre on kadar İslâmcı örgüt Türkiye'de faaliyet göstermektedir. Bunlar Türk İslâmcı Kurtuluş Ordusu (İKO), Türk İslâmcı Kurtuluş Cephesi (TİK-C), İslâmî Devrim Mücahitleri (İDAM), Türkiye İslâmî Kurtuluş Birliği (TİKB), Dünya Şeriatçı Kurtuluş Ordusu (DŞKO), Evrensel Kardeşlik Cephesi-Şeriatçı İntikam Mangası (EKC-ŞİM), (Akademya'nın Notu: Burada adları verilen, çoğu lafta örgütlerin hemen hiçbir eylemleri bulunmadığı gibi, duvarlara yazılan bir-iki yazılamadan veya bir-iki eylem üstlenme telefonundan sonra TC güvenlikçilerince icad edilmişlerdir. Fakat, bugün İBDA bağlılarından olan bazı ağabeylerimizin, 12 Eylül sonrasında militanı olmakla suçlanarak yargılandıkları "hakiki" ve 12 Eylül öncesinde bir serî büyük eylem gerçekleştirmiş "örgüt" olarak:) İslâmcı Kurtuluş Partisi Cephesi (İKP-C), Evrensel İslâmcı Kavga İçin Türk Mücahitleri (EİK-TM), Türk İslâmcı Mücahitler Ordusu (İMO) ve Türkiye Şeriatçı İntikam Komandoları (TŞİK). Bu makalede, Türkiye'deki esaslı İslâmcı Radikal örgütleri referans edinen İslâmî hareket, kavram açısından anlatılacaktır. İsmet İmset, İslâmî hareketler açısından Türkiye'nin güneydoğusu ile batısı arasında bir ayrıma gider. Ona göre Batıdaki İslâmî Hareket, İran kökenli orijinal Hizbullah örgütünün ideolojik etkisini temsilen bir mukavemet (İslâmî Direniş) olarak adlandırılır. Fakat Hareket ve Mukavemetlerin her ikisi de en azından 1990'a kadar zamanî kod adlardır. Güneydoğu'da ilk olarak Hizbullah yayılmaya başlar ve PKK'ya karşı giriştiği mücadeleden dolayı sonraları Hizb-ul Kontra olarak adlandırılır. İmset'e göre Hizbullah ve İslâmî Hareket kavramları, "Milletlerarası İslâmcı Hareket" adına faaliyet gösteren örgütlere bir şemsiye görevi verdi. 1970'lerin sonunda İran'daki sol örgütler ve Humeynî taraftarları arasındaki koalisyonun tesiriyle, Türkiye'de özellikle Mao'cu solcularla İslâmcılar arasında bir ittifak kuruldu ve birlikte Milliyetçi sağa karşı saldırılar başlatıldı. Bu kavga 1979 yılında Fatih Camiinde idealist olarak bilinen bir İslâmcı liderin (Metin Yüksel; F.D) Milliyetçiler tarafından öldürülmesiyle doruğa tırmandı. Türkiye'deki İslâmî hareket bütün diğer radikal hareketler gibi 1980 askerî darbesinden dolayı duraksadı. Fakat rejim, Marksist ve Milliyetçi örgütlerin çökmesinden dolayı, politik kutuplaşma olarak genel İslâmî kesimi cesaretlendirdiği için, İslâmcı örgütler kendi pozisyonlarını güçlendirecek geniş bir saha elde ettiler. İlk olarak 1984 yılında Hizbullahçılar ortaya çıktılar ve esas Hizbullahçılar gibi İran devrimini bir milletin veya cemaatin savunulması olarak, Allah'ın yolu olarak gördüklerini söyleyerek savundular. Fakat İmset'e göre, Londra İslâm Enstitüsü'nde bir İslâmcı siyasî kişi olan Halim Sıddıkî, Türkiye'deki radikal İslâmî Hareketleri birleştirmede önemli bir rol üstlendi. Böylece Türkiye'deki Hizbullahçılar Sıddıkî taraftarları olarak göründüler. Öncü Hizbullahçı bir dergi, Kasım 1987'de, İslâmî inanç halkası merkezi olarak İslâmî bir devleti, mollaların liderliğini, şehidlik şuurunun yaygınlaşmasını ve İran devrimi liderliğinin kabulünü kapsayan bir "İslâmî Hareket Rehberi" yayınladı. Önemli bir hadise de 1980 ortalarında Milliyetçi hareketin (MHP) mensublarının İslâma yönelmesiyle vukû buldu. 1984'te Cezaevinde bir liderlerinin işkence ile öldürülmesi üzerine bu milliyetçi eylemciler (ülkücüler) Allah yoluna döndüklerini ve ırkçılığın karanlığını reddettiklerini açıkladılar. Ülkücüler Mısır'daki Müslüman Kardeşler'in oldukça etkisi altında kaldılar, fakat Seyyid Kutub'un ölümünden sonra Mısırlı İslâmcılar Milliyetçi bir pozisyonda yeralmaya zorlandılar. Gerçek şu ki, İslâm, milliyetçiliğe tolerans göstermez. Bu militanlar kır ve şehir gerillacılığında zaten usta idiler ve İslâmî Harekete önemli eylem desteğinde bulundular. Türkiye'nin Güneydoğu'sunda İslâmcı radikalizm, küçük ve fakir kasaba ve köylerde, işsiz genç Kürtler arasında taraftar buldu. Bu gençler gerek hoca ve şeyhleri sayesinde ve gerekse Tevhid, Yeryüzü ve Objektif gibi dergilerle tanıştılar. (Özellikle, Diyarbakır, Silvan, Cizre, Kızıltepe ve diğer yerler) 1997 yılı başlarındaki Milli Güvenlik Konseyi toplantısında; İslâmcı örgütlerin genel bir şeması ve bu örgütler tarafından ifade edilen üç safhalı geçiş süreci konuşuldu. Bunlar; ilki tebliğ ve radikaller tarafından gerçekleştirilecek İslâmî devlet kurma mücadelesine halkı intibak ettirmek, ikincisi cemaatleşmek ve birinci safhaya göre cemaatleşme altyapısını kurmak. Üçüncü aşama ise Cihad ve İslâmî hayat tarzını sağlamak için silahlanma çağrısı yapmak. Bu MGK toplantısında, ilginç bir örgütlenme yapısı olan ve 1970'lerden beri faal olan, fakat 1990'dan sonra daha çok saldırganlaşan İslâmî Büyük Doğu Akıncıları Cephesi (İBDA-C)'den özellikle bahsedildi.
Bu örgüt İslâmî bir devlet kurmak için mücadele ettiğini ilân etmesine rağmen, açık bir şekilde yayınlarında ve eylemlerinde eski marksist söylem ve usûlleri kullanmayı mâkul gördü. Bu örgüt eylem ve faaliyetlerinde "aşırı" yahudi karşıtı ve hristiyan karşıtı "söylem"lerde de bulundu.
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 179 Rep Gücü: 2266 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR C.tesi Ağus. 08 2009, 10:20 | |
| DÜŞMANLARI VE STRATEJİK HEDEFLERİ
İslâmcı örgütler tarafından yapılan eylemlerin kronolojik analizi, 1990 yılının, Laik Türk Devletine karşı yaptıkları eylemlerin başlangıç yılı olduğunu göstermektedir: Profesör, gazeteci, politik ilimci ve yazarlar İslâmî Cihad veya İslâmî Eylem (Bu isim ilk defa kullanıldı) tarafından öldürüldüler. Muammer Aksoy adlı liberal bir politik ilimci 1990 yılında öldürüldü ve ilk defa İslâmî Hareket'in adı duyuldu. 1991 Körfez Savaşı süresince İslâmî eylemlerde yeniden bir durgunluk hissedildi ve Madrid'teki Arab-İsrail barış görüşmelerinden sonra (1991) yeniden başladı. 1991 yılı Ekim ayında bir Amerikalı subay öldürüldü ve bir Mısırlı diplomat yaralandı. Olayı İslâmî Cihad üstlendi. 1992 yılı radikal İslâmî hareketlerin temsil yılı oldu. Bu yıl Yahudiler ve İsrail hedefte olduğu kadar, İran muhalifi hedeflere de saldırıda bulundular. Fakat hükümet, basın, emniyet otoriteleri ve kamuoyu, Uğur Mumcu'nun öldürülmesiyle tam bir şoka uğradı. Uğur Mumcu Türkiye'nin en iyi araştırmacı yazarıydı. PKK dosyasını, Radikal İslâm'ın yükselişini ve uyuşturucu ticareti şebekesinin dosyalarını araştırdı. Uğur Mumcu aynen 1992 Mart ayında öldürülen İsrailli diplomat, 1991 yılında öldürülen Amerikalı bilgisayar uzmanı gibi arabasına bomba konarak öldürüldü. Olayın sorumluluğunu hem İslâmî Kurtuluş Ordusu (İKO) hem de İBDA-C üstlendi.
TÜRKİYE'DE GÜVENLİK RİSKİ - İDARE EMNİYETİ
(...) Son bombalama hedefleri: Bankalar, işyerleri, hükümet binaları, turistik hedefler, "iletişim", medya, özellikle askerî/laik kamptakiler.
Son suikast hedefleri: Emniyet güçleri personeli, Türk bürokratlar ve köy muhtarları, ABD ile sözleşmeli çalışanlar, askerî personel, turistler.
Türkiye'de hükümet, özünde istikrarsızdır ve buna karşı bölgede gelişen önemli bir radikal İslâmî blok vardır. Bu hareket iktidara yürüme gücünü Türkiye'deki kokuşmuş laik hükümet şeklinin bozuk ekonomik yapısından almaktadır. Yeni seçimlerle beraber İslâmcılar onları (devlet binalarından) süpürebilir, seçmenler oylarını İslâmcılara vererek onları tek başına iktidar yapabilir, sonuçta da iktisadî ve kanunî sahalarda birçok önemli değişikliğe gidebilirler.
İslâmcı köktendinci RP, 1995 erken seçiminde %21'e yakın oy alarak iktidara geldi. Ordu, RP çabasıyla büyüyen, devletin laik yapısını yıpratma faaliyetlerini durdurdu. Bu duruma artık daha fazla tolerans gösteremeyecek olan ordunun bu dur deyişi politikacılar tarafından saygıyla karşılandı. Ordu tarafından etkili bir güçle, İslâmcılar iktidardan 1997 yazında düşürüldüklerinden beri, laiklere, Batı'lı hedeflere karşı, yeraltına inmiş ince ayarlı bir terörist kampanyanın işaretleri görülmektedir. Ana hedefler muhtemelen, askerî personel ve tesisler, hükümet binaları, Amerikalılar ve Amerikalılar tarafından yapılmış tesisler ve nakliyat alanları olacaktır.
Türkiye kronik iktisadî meselelerden dolayı acı içinde kıvranmaktadır; yüksek enflasyon ve bütçe açığı gibi. Türkiye bir dışborç ve içborç tuzağına düşmüştür. Uluslararası finans kuruluşları Türkiye'nin kredi notunu düşürürken, bu, istikrar için hiç de iyi bir işaret değil.
Türkiye bir savaş bölgesidir ve sürekli büyüyen bu potansiyel problemleri çözmek ihtiyacındadır. Türkiye siyaseti ve devlet şiddeti, Bizans oyunlarına benzer ve dönektir. En iyi durumunda Türkiye'nin doğusunu gezmek ve oraya seyahat, tehlikelerle doludur. Hükümet turistik alanlardaki sorunları çözmek için adım atmıştır. Türkiye'nin doğusuna seyahat etmek gerektiğinde, uçakla seyahat etmek, diğer nakil vasıtaları ile gitmekten daha güvenlidir.
Kürt-Marksist karşı devrimcilere ek olarak, müslüman aşırı uçlarından gelen önemli potansiyel problemler mevcuttur. İslâmcılar, medya tarafından kışkırtılan haberle, Allah'a küfredenlerin bulunduğuna inandıkları bir turist otelini yaktılar, müslümanların da desteğini almak adına Amerikalıları ve diğer yabancıları hedef aldılar. Buna örnek olarak, binlerce "aşırı uç" İslâmcı, Sırpların Bosna'daki saldırılarına karşı, Ankara, İstanbul ve diğer büyük şehirlerde protesto mitingleri yaptılar. Göstericiler, Ankara'da, BM ve ABD temsilciliklerini taşladılar (bu eylemlerle irtibatlı olarak Ankara'da 20 civarında İBDA bağlısına polis operasyonu düzenlendi; F.D). İslâmcı radikaller, müslüman köktendinci RP'nin 1994 baharından beri gözle görülür bir şekilde büyüdüler. Tekrar etmekte fayda var ki, Türkiye bir savaş bölgesidir. Ve hemen tedavi edilmesi gerekir.
Son politik şiddet olaylarına karışan örgütler. DEV-GENÇ, DEV-SOL, DEV-YOL, İBDA-C.
Bundan birkaç gün sonra Türk işadamı ve Yahudi toplumunun lideri Jak Kamhi'ye dört terörist tarafından otomatik silahlar ve bir roketatarla saldırıda bulunuldu. İran Şahı'nın korumalarından eski bir subay Abbas Gholizadeh vücuduna işkence yapılmış bir şekilde ölü bulundu. Bu terörist eylemler serisi Türk kamuoyu zihninde keskin bir reaksiyonu provoke etti; caddelerde laik rejim taraftarı büyük gösteriler yapıldı, güçlü bir basın kampanyası oluşturuldu ve emniyet yetkilileri tarafından eylemcilere ve destekçilerine karşı hızlı operasyonlar yapıldı. Devlete karşı işlenen bu terör eyleminden dolayı ilk olarak İslâmî Hareket ve İran suçlandı. Bu organizasyonla bağlantılı birçok Türk'ün tutuklanması; 1990-1992 yılları arasında Laik Türk aydınlarının ve Humeynî karşıtı İran'lı mültecilerin öldürülmeleri arkasındaki esrar perdesini kaldırdı. Fakat İslâmcı teröristlerin tutuklanması laik devlet ve değerlerini savunan Türk aydınlara karşı yapılan saldırıların daha da büyümesini engelleyemedi. 1993 yılı Temmuz ayında kültürel faaliyet yapılan bir otel yakıldı, 37 aydın öldürüldü.
Türk edebiyatının öncülerinden olan Aziz Nesin de köktendincilerin müstakil hedefleri arasındaydı. Nesin, Salman Rüşdî'nin "Şeytan Ayetleri" kitabını yayınladığı için suçlu bulundu. Hadiselere karışan büyük bir gruptan 20 kişiye karşı dava açıldı.
Polisin radikallere karşı operasyonları 1994 yılı boyunca devam etti ve bir kısmı İranlı mülteciler içinde aktif kişilere karşı işlenen cinayetlerle ilgili olarak 659 Hizbullah taraftarı yakalandı. Ocak ayında Şah'ın korumalarının, "Halkın Mücahitleri"nin ve Kürt muhaliflerinin öldürülmesine karışan 4 kişi tutuklandı. Ocak ayında 6 Hizbullah üyesi, İranlı bir mülteciye ve genelevinde "yalnızca" müslüman kadınları çalıştıran bir Ermeni kadına karşı suikast hazırlarken yakalandı. Aynı yıl İBDA-C, aralarında birkaç şehirde yapılan beş bombalamanın da bulunduğu 90 eylemin sorumluluğunu üstlendi. Herkesçe tanınan sinema eleştirmeni ve yazar Onat Kutlar, İBDA-C tarafından hedef hâline getirilen "yozlaşmış sömürgecilerin Noel kutlamalarında" konulan bir bombayla öldürüldü. 1995 yılında da saldırılar devam etti ve İBDA-C Ocak ayında Atatürkçü Düşünce Derneği'ne (ADD) bombalı saldırı ve Ankara'da Yahudi cemaatinin tanınmış bir liderine karşı suikastten sorumlu bulundu. Güney Doğu Türkiye'de Hizbullah'ın en tartışmalı terör faaliyetlerinden birisi; düzinelerce PKK eylemcisini, gazetecisini, aydınını ve politikacısını 1991 başından 1992 ve 1993 yılları boyunca tasfiye etmesidir. Bunun PKK'yı daha çok parçalayacağı yaygın bir şekilde tahayyül edildi. Güvenlik otoritelerinin Hizbullah'ı PKK karşıtı olmasından dolayı görmezden gelmesi Hizbullah'ın hoşuna gitti ve bölgede adı "Hizb-ul Kontra"ya çıktı. Hizbullah'ın mensublarının çoğunlukla Kürt kökenli olduğunu ifade etmek gerekir. Hizbullah, PKK'yı İslâm düşmanı olarak gördü ve onu Komünist sistemi sağlayarak ateist bir toplum oluşturmaya çalışan, insanları şöven faaliyetleri vasıtasıyla bölen ve müslümanlara baskı uygulayan bir düşman olarak gördü. Yapılan bir mülâkatta bir Hizbullah üyesi, Hizbullah'ın Türkiye'nin Güney Doğusunda bir "İslâmî Kürt devleti" kurmayı gaye edindiğini söyledi. 1993 Mart'ında PKK, "Hizbullah Kürt Devrimci Partisi" ile çatışmayı sona erdiren ve Türk devletine karşı ortak mücadele metodunu getiren bir "işbirliği protokolü" imzaladı. Bu anlaşma, Hizbullah'ın bu kavganın yerli işbirlikçiler tarafından sömürüldüğünü belirtmesi ve İslâm açısından herhangi bir faydası olmadığını açıklamasıyla birlikte başarıyla uygulandı. 1996 yılında İslâmî Hareket Lideri İrfan Çağrıcı'nın tutuklanması, 1990'lı yıllarda laik politikacı ve yazarlara karşı yapılan suikastlerde üstlendiği rolü ve bunda İran gizli servisinin faaliyetlerini itiraf etmesiyle beraber, Türk makamlarının mevcud İslâmcı terör tehdidine karşı aldığı tutumu değiştiren bir dönüm noktası oldu. Bunun sonucunda Türkiye-İran ilişkileri en asgarî seviyeye indi, fakat hemen ardından 73 yıllık Kemalist laik rejimin tarihinde ilk defa İslâmcıların partisi RP merkez sağdaki Doğru Yol Partisi ile koalisyon hükümeti kurarak iktidara gelme başarısını gösterdi.
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 179 Rep Gücü: 2266 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR C.tesi Ağus. 08 2009, 10:21 | |
| İSLÂMÎ POLİTİK GÜCÜN BÜYÜMESİ VE
TERÖRİZM PROBLEMİ
Türk-İslâm sentezi; 1980'lerin başında baskın olan devrimci hislere karşı -özellikle Kürt gençleri için- "geleneksel" muhafazakâr liderlerin ve İslâmî cemaatlerin yardımıyla politik ve askerî kurumlar tarafından uyarlanan bir strateji idi: İslâm'ın tesirinin artması, Türk devletinin mahallî bütünlüğünün korunmasında ödenmesi gereken küçük bir bedel olarak görüldü. 1983 seçimlerinden sonra gelen ilk sivil başbakan Turgut Özal'ın Nakşibendî Tarikatı ile kuvvetli ilişkileri vardı.
Özal, Kemalist ve laik politikaları bir kenara itti ve İslâm'ın halk üzerindeki tesirini, Türk kimliğini tamamlayan öz ve önemli unsurlardan biri olarak gördü. Onun başbakan ve cumhurbaşkanı olarak görevde bulunduğu uzun bir süre içerisinde İslâmî müesseseler, dernekler, basın-yayın, radyolar ve televizyonlar; İslâmî mesajlar vermek gayesiyle yayıldı, serpişti ve büyüdü. İslâmcılar Milli Eğitim camiasıyla güçlü ilişkiler kurdular.
İslâmî radikal yayınların; militanların kazanılmasında ve doktrine edilmesinde oynadığı önemli rol ve saldıracakları hedeflerin tayini, tahmin edilemez: İstanbul'da Akademi ve Objektif yayınevleri, aylık Yeryüzü ve Tevhid dergileri Hizbullah'ın destekçisi olmakla suçlanmaktadırlar. İBDA-C Ankara'daki bir Yahudi liderin arabasına bomba koymadan önce, ölüm tehditleri yolladı ve aşırı dinci düzenli yayın organı olan Akıncı Yolu, Yahudi hedeflerin bir listesini yayınladı. İBDA-C'nin haftalık yayın organı Taraf, 1994 Aralık ayında sinema eleştirmeni Onat Kutlar'a düzenlenen bombalı saldırıyı üstlendi ve TV sunucusu Ali Kırca'yı İslâm karşıtlığı sebebiyle "ateşle oynamaması için" ikaz etti. Bu atmosferde, tanınmış birçok İslâmcı politikacı, İçişleri Bakanlığı gibi hassas emniyet sahalarında önemli görevler aldılar. Durum 1980 darbesi öncesindeki, Erbakan'ın kontrolünde olan Millî Selâmet Partisi hadisesine benzedi. İçişleri Bakanlığı emrindeki birimlerde 1980'lerin sonlarına kadar Abdülkadir Aksu, güvenlik teşkilatında İslâmî unsurlara göre nüfuzlu bir isimdi ve fundamentalizmin gelişmesini engellemek için yetersiz gayretleri oldu. İsmet İmset'e göre; Aksu'nun görevde olduğu dönemde İçişleri Bakanlığı'nda "Suud ve İran İslâmcılığına" doğru genel meyil vardı. 1991 yılı sonunda Aksu bakanlıktan alındı ve polis teşkilatında, teşkilatı fundamentalist polislerden kurtarmak için yaygın bir tasfiye başlatıldı. Zübeyd'e göre, bu dönemde 1600 mahallî idareciden 700'ü ve diğer görevliler RP yanlısı olarak biliniyordu. Hatta 1994 yılı Nisan ayında Ankara ve İstanbul'da, bu kadro, İslâmcı kitlelerin izinsiz gösterilerle ülkeyi sallamasına izin verdi. Kaderin bir cilvesi olarak, bu kadrolar Güney Doğu'da Hizbullah'ın PKK'ya saldırılarının desteklendiği yahut önemsenmediği yerlerde görevlere geldiler. RP liderinin İslâmcı hareketin bu radikal ve şiddet kanadına bakışı, açıkça desteklemese bile, en azından her türlü mânâya çekilebilecek türdendi. Parti lideri Erbakan 1993 yılında Uğur Mumcu'ya yapılan suikasti kınadı ve İslâm'ın bu tür eylemlere cevaz vermediğini söyledi. Fakat aynı zamanda partisinin önemli isimleri suikast için İsrail'i suçladılar. Erbakan, Kasım 1993'de meclis grubunda yaptığı konuşmada PKK'ya karşı mücadelede yalnızca "İslâm Kardeşliği" sayesinde başarılı olunabileceğini söyledi ama, İslâmcı terör gruplarından hiç bahsetmedi. Türk kamuoyunda Hizbullah, RP'nin fedailer ordusu olarak bilinmektedir (?; F.D). Bütün delillerin varlığına rağmen, 1995 yılının son günlerindeki gibi, İslâmcı tanınan politika çevresi İslâmcı örgütlerin varlığını inkâr ettiler. RP başkan yardımcısı Abdullah Gül 1995 yılının sonlarında yaptığı bir açıklamada, İslâm'ın terör hareketiyle bağdaştırılamayacağını ve seçim öncesi bu suçlamaların seçmenleri etkilemek için ortaya atıldığını söyledi. Başka bir siyasî lider de bu mevzuda; Türkiye'deki İslâmî görünen bu örgütlerin "uluslararası operasyonun" bir parçası olduğunu ve bunun "Batı'nın Türkiye'ye karşı" bir komplosu olduğunu söyledi. Erbakan'ın İslâmî terör gruplarına gösterdiği gerçek tavır, parti liderliğine geçtikten sonra partinin politik toplantılarında Hamas, Mısırlı Müslüman Kardeşler ve Cezayir'den FIS temsilcilerine gösterdiği dostluk vasıtasıyla tenkide ve yargılamaya tâbi tutulabilir. Erbakan, Mısır Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın davetine icâbetmek üzere Mısır'a gittiğinde, Türkiye ile Mısır arasında diplomatik bir krize sebeb olan bu seyahatinde Hüsnü Mübarek'in baskılarından etkilenmemiş ve bundan yıllar sonra da komşu ülkelerdeki Türkiye aleyhtarı şiddet hareketleri konusundaki garib sessizliğini muhafaza etmiştir.
Türkiye-İran ilişkileri, devam eden yıllarda inişli çıkışlı da olsa zoraki olarak devam etti. İlişkiyi zora sokan esas mesele, İran'ın PKK'yı desteklemesiydi. PKK 1994 yılında Terör hareketlerini yoğunlaştırdı ve Türkiye içinde ve dışında bir uluslararası terörizm kampanyasına başladı. İran, PKK savaşçıları için emniyetli bir konaktı. Bu durum, Türk Emniyet güçlerinin İslâmcı gruplara karşı girdikleri operasyonların akabinde, 1993 yılı ile karşılaştırılınca, 1994 ve 1995 yıllarında eylemlerin azaltılarak önlenmesinin başarılması sayesinde gerçekleşmiştir. Radikal İslâmcı eylemler 1994 yılındaki 464 saldırı ile karşılaştırılınca, 1995 yılında 85 gibi oldukça az sayıda şiddet eylemine kalkışmışlardır. İBDA-C ve Hizbullah tarafından gerçekleştirilen bu eylemlerde 25 kişi ölmüş ve 21 kişi de yaralanmıştır. Hizbullah'ın iki öncü grubundan olanlar (İlim ve Menzil) silahlı eylemlerini çoğunlukla durdurmuş ve İslâmî Hareket'in birçok elemanı yakalanmış, İBDA-C'nin de bombalama ve kundaklama eylemlerinin çoğunun önüne geçilmiştir.
İstanbul'da Şubat 1996'da iki İran'lı muhalifin öldürülmesi ve bu sebeble İslâmî Hareket lideri İrfan Çağırıcı'nın yakalanmasıyla birlikte, Çağırıcı'nın İran'la olan bağlantıları yeniden gündeme geldi ve bu olay iki hükümetin arasında bir kıvılcım hâlinde bir krize sebeb oldu. Fakat Çağırıcı'ya yapılan suçlamalar daha çok 1990-1993 yılları arasındaki eylemler sebebiyle olduğu için, kriz daha çok büyümedi. Akabinde 1996 yılında İslâmî parti öncülüğünde bir koalisyon hükümeti kuruldu ve başbakan Erbakan, İran ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için gerçekten çok çabaladı. İran'ın 1990'lı yıllarda Türkiye'deki İslâmcı terörist hareketleri desteklemesi ve kışkırtması; Türkiye'nin stratejik durumu ve laiklik sembolü anahtar bir ülke olması dolayısıyla, kendi İslâmî düzenini Türkiye'ye ihraç etmesi anlaşılabilir birşeydi. Türkiye'nin dahilî durumunun kompleksliğinin değerlendirilmesi ve büyüyen İslâmî eğilimin tesiri, böyle saldırgan bir politika uygulama kararının alınmasında muhtemelen önemli rol oynamıştır. Bu değerlendirmeye göre, Turgut Özal, Türkiye'nin başında bulunduğu 1980'lerde Türkiye ile İran arasındaki münasebetlerin derece derece değişmesine sebeb oldu. Çünkü Özal, Türkiye'deki politik elitler arasında İslâm'a karşı muhalefet etme hassasiyetini azaltmayı başardı. İslâmî nazarın da dâhil olduğu ve müslüman komşularla münasebetlerin genişlediği bir politika uyguladı. İslâmî İran, Özal'ın politikasına bütünüyle müsbet olarak baktı ve Özal'ı cesaretlendirdi. Körfez Savaşı, 1990'ların başında yapılan seçimle Özal'ın partisi ANAP'ı iktidardan etti. Özal'ın ölümünden sonra Türk otoriteleri içinde İslâmî İran'ın politikalarına yapılan kuvvetli tenkidler ve basının saldırılarının artması, Özal'ın "miras"ı yumuşama politikasını zayıflattı. Bir bakanın, İran'ı Türkiye'nin içinde güvensizlik meydana getirmekle suçlamasıyla birlikte, bu ülkeye olan düşmanlık zirve noktasına ulaştı. Bazı sınır ihlâlleri vuku buldu ve Ankara otoriteleri, İran'da faaliyet gösteren karşı devrim gruplarının faaliyetlerini sona erdirmede gönülsüz davrandı. İran, kaderin bir cilvesi olarak kendi aşırı mutedil ve kızgın davranışlarının Ankara'nın "dostça" olmayan yaklaşımlarını artırdığının farkına vardı. Fakat laik güçlerin pazarlığının yanında, Türkiye'nin problemlerinin çözümsüzlüğünün bir sonucu olarak, İslâmcılığın büyümesi sonucunda RP zafer kazandı ve Erbakan başbakan oldu. Neticede Türkiye mahallî başarısızlığının doğurduğu problemlerin çözümü için İran'ın desteğine ihtiyaç duydu ve iki ülke arasındaki tansiyonun yükselmesine sebeb olan AB ile ABD ilişkilerini yavaşlattı. İran'ın değerlendirmesine göre; Demirel'in, İslâm'ı Türkiye'nin özel şartlarıyla kombine etme hevesi ve Erbakan'ın daha fazla İslâm görüşü, muhtemelen iki ülke arasındaki münasebetleri iyileştirebilir.
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 179 Rep Gücü: 2266 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR C.tesi Ağus. 08 2009, 10:22 | |
| RP'NİN GÂYESİ
Birçok otorite, Türk İslâmcıların, genelde Orta Doğu'daki köktendinci hareketlerle birçok ortak fikri paylaşmakla birlikte, kendine has çok farklı bir politik-sosyal çevre çerçevesinde doğup büyüdüğünde hemfikirdirler.
Sami Zübeyd'in işaret ettiği gibi, Türkiye'nin İslâmcı ideolojisi, yekpâre bir biçimde, Türk milliyetçiliğiyle ilişkili bir Kemalizmin laik unsurlarına ve Avrupa kimliğine, Türk milliyetçiliğinin resmî şekline ve baskıcı şekline karşı çıkmaktadır. Aynı zamanda İslâmî Hareketin politik lider gücü olan RP, Türk çoğulcu sistemine bütünüyle entegre olmuştur. Bu, Zübeyd'e göre; İslâmcı şiddet gruplarının marjinal olmalarından dolayı dikkate alınabilir. Bu durumda ortada şu soru kalmaktadır: RP; mevcud sistemi şartsız olarak desteklemesiyle "yasal" demokratik bir parti olarak mı, yoksa Türkiye'de dinî temeller üzerine bir devlet kurma gayesiyle mevcud "çoğulcu ve demokratik sistem"i bir araç olarak kullanan bir parti olarak mı görülecek? Bu sorunun cevabı, RP'nin laik rejimi tehdit edip etmediğini Cumhuriyet başsavcısının sormaya karar vermesinden sonra, bugünlerde Anayasa Mahkemesi tarafından hazırlanmaktadır (RP, bilâhare kapatılmış ve müslümanları bütünüyle rejime entegre etme mevzuundaki hatırı sayılır başarı(!)larına rağmen, bu bile onları rejime yarandıramamış, neticede kullanılıp atılmıştır; F.D) RP'nin Türkiye'deki İslâmcı şiddetin kaynağı ve 1990-1996 yılları arasında vuku bulan hadiselere karışan İran üzerindeki çok mânâlı ve dolambaçlı politikası, onun demokratik değerleri ve sistemi gönülden benimseyip benimsemediği hakkında şüphelerin oluşmasına yol açtı. RP'nin yıllardan beri süregelen belki de en tesirli ve mutedil politikası, Kemalist rejimin bekçisi olan Türk ordusunu rahatsız etmemek ve laik milliyetçi özle direkt bir kavgadan kaçınmak olmasıdır. Bu durum İslâmcı hareketlerin şiddet kullanan kesiminde de mevcuttur. İslâmcı terör grupları, birçok elemanının anti-terör kampanyası çerçevesinde güvenlik güçlerince öldürülmesine rağmen, orduya ve polise asla bir saldırıda bulunmamıştır. Yalnızca düşük ve mahallî seviyede daha çok Kürt, üst derece laik politikacılar olmayan politikacılar öldürülmüştür. Bu sonuç, Mısır ve Cezayir'de İslâmcı terör örgütlerinin tercih ettikleri ve aralarında asker, polis ve politikacı hedeflerin de bulunduğu ağır saldırı olaylarıyla bir tezad teşkil etmektedir. Bunun yanında, Türk İslâmcı grupları, bazılarının altyapısının Avrupa'da olmasından dolayı, diğer İslâmî gruplar ve PKK gibi, Batılı hedeflere veya yabancı hedeflere karşı bir saldırıda bulunmamışlardır. Saldırıya uğrayan ana hedefler, laik değerleri savunmada ve kamuoyunu İslâmcı hareketlere karşı şekillendirmede önemli role sahib olan laik aydınlar ve medya profesyonellerinden oluşmaktaydı. Bu şahısların tasfiye edilmesi, İslâmî hareketteki bütün akımlara fayda getirdi ve bu cinayetler en azından Uğur Mumcu cinayetine kadar, terörist gruplara ve onların politik uzantılarına karşı herhangi bir güçlü reaksiyona yolaçan bir kışkırtmaya sebeb olmadı. İslâmcı gruplar, Yahudilere, Yahudi Topluluğuna ve muhtemelen İsrailli diplomatlara saldırıda bulundular ve tehdit ettiler. Bu hareketleri sayesinde, bu gruplar aşırı İslâmcı ideolojisinin bakışı açısından anti-Yahudi, anti-siyonist faaliyetlerini yerine getirmiş oldular. Bu gruplar, bu açıdan bakınca, resmî ekonomik platformlarındaki propagandalarında anti-semitik ve anti-İsrail tarzında açıklamalarda bulunan ve laiklere karşı işlenen saldırıları İslâmcılar gerçekleştirdiği hâlde bunu İsrail'e mâleden RP'den pek farklı değildiler. Bu durum şöyle hipotez edilebilir: Bu eylemci İslâmî gruplarla RP arasında herhangi "yapısal ve formel bir bağlantı" yoksa da, bir Türk-İslâm devleti kurma hedefinin başarılması açısından müşahhas bir şekilde ideolojik ittifak ve de facto (fiilî) işbirliği vardı. Güvenlik kurumlarının bir kısmı tarafından İslâmî gelişmeye hoşgörülü yaklaşıldı -özellikle İslâmî görünüşleri sebebiyle göze çarpan veya terör gruplarının yapılaşma döneminde bunlara yardım eden ve onlarla bağlantılı olan İçişleri Bakanlığı ve polis güçleri-; şurası açıktır ki, RP lideri Erbakan, Radikallerin şiddet eylemlerini örtbas etmeyi denemiştir, fakat bunun yanında İslâmcı terör teşekküllerinin RP'nin rolünün ilerlemesine ve Türkiye'de İslâm'ın derinden giden tesirine gösterdikleri tavır ve ana İslâmcı partiyle olan ilişkileri hakkında delil yoktur. İran'ın radikal anti-laik, anti-siyonist ideolojisi, Türkiye'deki terörist gruplarla olan açık işbirliğini göstermektedir. Tahran'da Türk İslâmcıların bir anti-Türk gösterisi üzerine yapılan yorumda, günlük bir İran gazetesi, "iki anti-İslâmî kavram olan laiklik ve siyonizm'in baskınlığı, Türkiye'nin kısa tarihinde ve sunî olarak birleştirilmiştir ve Müslüman Türk insanının kaderlerine yüklenmiş bu iki uydurma ve yabancı fikri protesto etmek haklarıdır" denmiştir. Yorumculara göre siyonizmin haşarı yükselişi, yön değiştiren laikliğin etkisizliği ve müslüman Türkiye'deki müslümanların dinî inançlarının yükselmesi ve siyasî İslâm'ın büyümesi, 73 yıllık tarihte ilk defa bir ana siyasî parti olarak RP'nin anti-yabancı, anti-siyonist, anti-laik politikalarının vücuda gelmesine yolaçtı. İslâmî, anti-laik ve anti-siyonist dalga üzerine götürdüğü politikayla İran düzinelerce rejim muhalifini safdışı bırakarak, bir diğer artı puan kazanıyordu. Radikal Türk gruplar tarafından yerine getirilen "kirli işler" kısmı, saldırıları daha tesirli kılıyor ve İran'ın bu cinayetlere karıştığı iddialarını inkâr etmesinde gerçekten işe yarıyordu. Aynı zamanda Türk terörist teşekkülleri de eğitim, lojistik, silah desteği ve sığınılacak güvenli yer meselelerini İran sayesinde hallediyorlardı. İran, her ne kadar Özal hükümeti döneminde iki ülke arasındaki ilişkilerin en uygun seviyeye çıkmış olduğunu söylemiş olsa da, 1987 yılında terör gruplarını desteklemeye başladı ve Özal'ın Cumhurbaşkanı olduğu 1990 yılında bu yardım zirveye ulaştı. İran'ın "Türk-İslâm sentezi" politikalarını ve Özal Hükümeti'nin İslâmî eğilimlerini, İslâmî Hareketin daha radikalleşmesi için kullanmayı avantaj olarak denediğini tahayyül etmek daha gerçekçi olur. Türkiye'nin üzerindeki baskı, Körfez Savaşı'ndan sonra İran'ın mahallî olarak kendini güçlü hissettiği zaman, Türkiye'nin Orta Asya'daki etkisine mukabil karşı denge oluşturmak istediği ve en azından 1993 yılına kadar Türk otoritelerinin reaksiyonsuzluğunun İran'ı cesaretlendirmesiyle arttı. İslâmî radikallerin zayıflaması ve RP'nin Türk siyasî hayatında güçlenmesi İran'ın rolünü azalttı; buna rağmen İran, gerçekten PKK gerillalarına ve terör eylemlerine olan desteğini artırdı.
SONUÇ
Türkiye'deki İslâmî fundamentalist hareket, birçok İslâm ülkesindeki hareketlerle ortak hususiyetlere sahibtir. Fakat yukarıda gördüğümüz gibi İslâmcılar, milliyetçi Kemalist ideolojisiyle ve bütün değerlerini korumaya yemin etmiş orduyla doğrudan mücadele etmenin tehlikelerini ve buudlarını anladılar. İslâm'ı, yeni entellektüel ve iktisadî elitle ordunun, kendi politikaları doğrultusunda kullanma ihtiyacı duymaları -rejimin sütunu olarak kullanmak için İslâm'ı uysallaştırma ve transformasyona uğratma- İslâmî Hareket tarafından iktidara gelmek ve İslâm devletinin temelini atmak için fırsat bilinerek hemen sömürüldü ve onların kâr hanesine yazıldı. Bu sonuç ayrıca İslâmî hareketin daha radikal, daha vurucu kanadından bakınca da doğrudur. İslâmî hareketlerin yayılması ve izafî eylem özgürlüğü, benzer zeminlerde hoşgörüyle karşılandı; ta ki bu hareketler rejimin istikrarı için gerçek bir iç tehlike oluncaya kadar. RP'nin paralel büyümesi, seçim başarısı ve RP liderinin İslâmcı teröre yüz vermesi, şübhesiz bu örgütleri cesaretlendirdi ve eylemlerine destek sağladı. Şu önemlidir ki, RP'nin 1995 yılındaki en büyük seçim başarısını takiben ve 1997 Haziran'ında Erbakan hükümeti geri çekilene kadar, İslâmî grupların en bağımsızı olan İBDA-C'nin düşük seviyeli eylemleri hariç, İslâmî gruplar ciddi mânâda terör eylemlerine girişmediler. İran, Türk İslâmcı gruplarının terör eylemlerine verdiği desteğin açığa çıkmasına rağmen, daha az bedel ödediği PKK eylemlerine lojistik ve eğitim desteği vermeye devam etmektedir. İran ayrıca, RP'nin iktidara gelmesini de alkışlamıştır. Karşılıklı teatiden; Erbakan, karşılıklı ilişkileri geliştirmede ve İran'ın teröre olan desteğini gözardı etmede en iyi oyununu oynadı. Erbakan hükümetinin ordunun baskısıyla geri çekilmesi ve yeni hükümetin adımları, eğitim sistemi üzerindeki İslâmî etkiyi azaltan adımları getirdi -yahut RP'yi yasadışına itmeyi denese bile- "oyunun kurallarını" değiştirdi. Bu durumda RP liderliği, İslâmî radikal gruplar ve İran stratejilerini yeniden değerlendirmek zorunda kalacaklar. Onlara, terörizmi kullanabilecekleri bir tek kapı açık kaldı. Mesele, ordunun ve laik elitin "Türk-İslâm sentezini" terketmeğe ve İslâmcı kuvvetlerle karşı karşıya gelmeye karar verdiği zaman, onların bu stratejiyi benimsemeye hazır olup olmayacaklarıdır.
MIDDLE EAST REVIEW OF INTERNATIONAL AFFAIRS (MERIA)'dan aktaran:
"JOURNAL", 4 Ocak 1998
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 179 Rep Gücü: 2266 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR C.tesi Ağus. 08 2009, 10:23 | |
| Ek:
YABANCI BASINDAN SEÇMELER
TÜRKİYE'DEKİ ESKİ KİLİSELER TAHRİBATLA YÜZYÜZE
"Operasyon Dünyası raporunda, Osmanlı devletinin asırlardır İslâm'ın mukaddes topraklarının hepsinin koruyucusu olduğunu yazar. M. K. Atatürk'ün reformları, 1920'den beri ortalığı silip süpürdüğü için, Türkiye resmî olarak laik bir devlettir. Bununla birlikte İslâm son zamanlarda yükselen çok önemli bir faktör olmuştur. İslâm, bunu, gayrimüslim azınlığın "anayasal dinî hürriyet"ini daha da zorlaştırarak gerçekleştirmektedir.
1994 Mart'ında yapılan mahallî seçimlerde İslâmcı köktendinci RP, oyları sildi süpürdü ve başta Ankara ve İstanbul olmak üzere Belediye Başkanlıklarını aldı götürdü.
30 Ocak 1995 tarihli günlük Daily Telegraph gazetesi, "İslâmcıların Türkiye'deki kanlı eylemleri, Cezayir ve Mısır'daki gibi artarak yükseliyor" haberini yazdı.
30 Aralık'ta İstanbul'da bir otelin bar kısmına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu bir yahudi arkeolog öldü ve bir laik eleştirmen yaralandı.
Onat Kutlar, sert bir İslâmcı hareket eleştirmeni idi. İBDA-C tarafından konulan şübheli bir paketin patlaması sonucu önce yaralandı ve daha sonra da öldü.
Son serî bombalamalar, Başbakan Tansu Çiller'i, dış ülke başkentlerinde "seks sermayesi" ve Türkiye'yi de "ABD-İsrail uşağı" olarak anlatan aynı örgüt tarafından gerçekleştirildi.
Son zamanlarda aynı örgütün militanları, Başörtüsü Olaylarını protesto etmek için İstanbul Üniversitesi hastanesi koğuşunda (Cerrahpaşa) bomba patlattı.
İBDA-C'nin gayesi, kanlı bir şekilde, silahlı güçle, bir İslâmî Federal Devlet kurmaktır. Örgütün yayın organı olan Taraf Dergisi son sayısında, 1995 yılında Türkiye Devleti'ne karşı, topyekûn özgürlük savaşının başlayacağını ilân etti.
Emniyet uzmanları, İslâmî aksiyon gösteren İBDA-C ve diğer örgütlerin, radikal İslâmî hareketlerin Türkiye'nin istikrarına bir tehdit olduğunu yazan, bunlar hakkında kasvetli bilgileri nakleden tanınmış araştırmacı yazar Uğur Mumcu'nun öldürülmesinin sorumluluğunu üstlenmelerinden bıktı, usandı.
Refah Partisi'nin tercih edilmesini sağlayan aşağıdaki sebeblerin aynısı, İBDA-C gibi örgütlerin hızla büyümesini sağlamaktadır. Bunlar: Zengin fakir arasındaki uçurumun büyümesi, enflasyonun yükselmeye devam etmesi, işsizlik, diğer partilerin yetersizlik ve kokuşmuşluklarından dolayı yaygınlaşan hayâl kırıklığıdır.
Sol partiler arasındaki sonsuz kavgalar, Refah Partisi'ni fakir halkın savunucusu durumuna getirmiştir.
İslâmî Radikalizm üzerine uzman olan Sinan Onuş'a göre, RP'nin özü İBDA-C ile ortak şekilde, Şeriat kuralları altında bir İslâmî Devlet hasretini paylaşmaktadır. Sinan Onuş, şunu da ikaz etmektedir: İktisadî durumun kötüleşmesi, aşırı uçların iktidara el koymasına imkân sağlar.
Uzman Onuş, iktisadî köklü tedbirler alınmadıkça ve sağ ve soldaki ana partiler kendi aralarındaki farklılıkları bir kenara itmedikçe, Batı desteği RP'nin iktidara gelmesini önlemede yetersiz kalabilir.
En çok sorulan soru; RP'nin seçimlerde iktidara gelmesi durumunda ordunun tavrının nasıl olacağını soran Onuş, en kötü senaryo, Cezayir'dekine benzer şekilde, RP tabanının bütün ülke boyunca yeraltına inip, İBDA-C gibi silahlanmasıdır cevabını verdi.
Bir kilise rahibi, Müslüman şeyhlerin, Hıristiyanlar tarafından geliştirilen diyaloğa muhatab olmamalarını, bir çoğunun siyasîleşerek Batı karşıtı ve Hıristiyan karşıtı faaliyetlere girişmelerini iç karartıcı bir şekilde anlattı. Rahibe göre, İslâmcı militanlar, ordu ve emniyet de dahil olmak üzere birçok devlet sahasında elemeye tâbi olmuyorlar."
ERMENİ ORTODOKS KİLİSESİ OLAYI
"St. (Aziz) John's Ermeni Kilisesi ile ilgili raporlara göre, 1993 yılında kiliseye karşı on saldırı düzenlendi. 2 Ocak 1994 yılındaki olay, son yıllarda Ermeni kilisesine karşı girişilen özel bir hadiseydi."
RUM ORTODOKS KİLİSESİ
"Rum Ortodoks Kilisesine karşı bombalı eylem.
Mayıs 1994'te, Rum Ortodoks Kilisesine, üç adet zaman ayarlı bomba arka duvar üstünden atıldı. Bombalar patlamaya ayarlandıkları 28 Mayıs 1994 tarihinden önce bulundu ve imha edildi.
Bombaların yakınında bulunan mektubta, İBDA-C, İslâmî Büyük Doğu Akıncıları Cephesi tarafından, Patrik Bartholomew'in öldürüleceği yazıyordu."
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | 1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 179 Rep Gücü: 2266 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: Geri: TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR C.tesi Ağus. 08 2009, 10:24 | |
| TÜRKİYE İNSAN HAKLARI FAALİYETLERİ (1994)
"Yahudi cemaati, yükselen İslâmcı eylemler ihtimali korkusuna rağmen, Türk toplumuna iyice adapte olmuştur.
1994 yılında Yahudilere karşı önemsiz hırsızlıklar yapıldı, Müslüman köktendinci terör örgütü İBDA-C tarafından tehdit faksları çekildi, yahudi işyerlerine silahla ateş açıldı ve bazı mezar taşları tahrib edildi.
Rum Patrikhanesi (Doğu Ortodoksluğunun Ekümenik Patriği olarak tanınır) ısrarla, Marmara Denizi Halki adasındaki papaz okulunun açılması için çalıştı. Bu okul, 1970'lerde Türk devletinin özel okulları kapatma kararı üzerine, kapısına kilit vurmuştu. Geçtiğimiz beş yıl içinde, Patrikhaneye ve Patriğe karşı yapılan taş atma, duvarlarına yazı yazma ve yazılı saldırıların örnekleri vardır. Mayıs ayında Patrikhane duvarlarına üç bomba yerleştirildi, polis bu bombaları bularak imha etti ve daha sonra Patrikhaneyi koruma önlemlerini arttırdı. Patrikhane, Türk idarecilerine ihtiyaçlarını iletti ve kendi emniyetini sağlama görevini üstlendi.
Şehirdeki Ermeni Patriği, Rum Patriğine karşı yapılan saldırıların aynılarına kendilerinin de maruz kaldığını açıkladı. Patrikhane idarecileri, mahallî otoritelerden gelen dolaylı tacizlerden (bina satın alma izinlerinin ertelenmesi yahut reddedilmesi gibi) ve özellikle Marmara Denizi Prenses adasındaki, Ermeni topluluğuna ait topraklara karşı İslâmcı eylemcilerin yaptıkları eylemlerden şikayetçi oldular.
İslâmcı terör örgütü İBDA-C, 19 Mayıs'taki, İstanbul Santa Maria ve Saint Antoine kiliselerindeki patlamaların sorumluluğunu üstlendi."
ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ RAPORU
"Aralarında PKK, DHKP-C, TİKB, TİKKO ve İBDA-C'nin de bulunduğu silahlı muhalefet hareketleri, insan hakları ihlâllerinden sorumlu bulunmaktadırlar. Bunlardan PKK, plânlı ve serî adam öldürme hadisesinden sorumludur. Silahlı İslâmî hareket İBDA-C, aralarında sivillerin de bulunduğu ve ölümle sonuçlanan birkaç saldırının sorumluluğunu üstlendi. 30 Aralık 1994'te, İstanbul The Marmara Otel kafesinde bir bomba patladı. Olayda Türkiye'deki Ermeni azınlığın bir ferdi olan Yasemin Cebenoyan ve Eleştirmen-Yazar Onat Kutlar öldü. Örgüt, Eylül 1995 tarihinde, Ermeni azınlığın bir ferdi ve Genelevler Patroniçesi Matild Manukyan'a girişilen ve şoförü ile bir korumanın öldürüldüğü bombalama olayını üstlendi."
TÜRKİYE'DEKİ TEHDİT
"İBDA-C (İslâmî Büyük Doğu Akıncıları Cephesi), onun İslâmî Seyyar Birlikleri.
İran eğilimli grup (yanlış!; F.D), PKK gibi Türk Devletine karşı saldırılar düzenlemektedir. Hedefleri, dikbaşlı bir İslâmî devlet meydana getirmektir."
ÖRGÜTLERİN RİSK KONTROLÜ
Haberhattı, Haziran 1997
"Türkiye, ayrılıkçı Kürt ve Aşırı İslâmcı terörizmden büyük acılar çekmektedir. Geçtiğimiz 16 yılda, ayrılıkçı Kürt örgütünün savaş açmasıyla 20000 insan öldürüldü. İstanbul, örgütün eylemlerinden özel olarak etkilendi. Bunlar arasında alışveriş merkezleri, marketler, turistik siteler, terminaller, yurtdışındaki Türk işyerleri, Boğaziçi feribotları ve demiryolu istasyonları başta gelen bombalanmış yerlerdi. Ayrıca Akdeniz'de Fethiye ve Marmaris gibi turistik yerler de bombalama hedefleri arasında idi ve birçok Batılı Büyükelçilik, vatandaşlarını, gerekmedikçe Türkiye'nin güneydoğusuna gitmemeleri konusunda uyardı.
Bu arada, zaman zaman İBDA-C, İstanbul ve Ankara'da laik devlet kuruluşlarını ve eski tarihî kiliseleri bombalama dalgası estirdi."
YAŞAR KAPLAN'A SALDIRI
28 Ocak 1995
"Yaşar Kaplan'ın, Günlük İslâmcı "Beklenen Vakit" gazetesindeki köşeyazısında, yasadışı İslâmcı İBDA-C örgütü hakkında yazdığı yazıdan dolayı, oturduğu apartmanın girişinde örgüt tarafından bomba patlatıldı. Kaplan evde yoktu ve patlamada bir kişi yakalandı. İBDA-C aynı gün, saldırının sorumluluğunu üstlendiğini gazetecilere duyurdu. Yaşar Kaplan 17 Ocak tarihli köşeyazısında İBDA-C'yi "sistemin kuklaları" olarak nitelendirmişti."
_________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | | | TÜRKİYE'DE RADİKAL İSLÂMCI POLİTİK GRUPLAR | |
|
Similar topics |  |
|
| | Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| |
| |
| 2ce1ol harita | 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106..........................................................................................................211234Web Tasarım 1ol |
|
|