
2ce 1OL
2ce 1oL Yeni Bir DÜnya
|
| | Yazar | Mesaj |
|---|
1OL(AZRAİL662) PRENS-Kurucu


 Mesaj Sayısı: 5269 Yaş: 21 Nerden: Denizli İş/Hobiler: PC Beat Lakap: AZRAiL662 İletisi: Allah'tır tek hakim
Ağa kim?
Paşa kim? Deneyim: Seviye: Saygınlık: Aktiflik: İşletim Sistemi:  Ruh Hali:  Rep Puanı: 180 Rep Gücü: 2267 Kayıt tarihi: 24/12/07
 | Konu: KENDİNDEN ZUHUR Cuma Nis. 09 2010, 18:13 | |
| Selçuk’ların evinden ayrıdığımda saat üçbuçuğa geliyordu. İçimi kaplayan sıkıntının nedeni, bir saate yakın yürümek zorunda olduğum yol değildi. Zira eve dönüş saatlerim çoğunlukla gece yarısını geçtiğinden, taksiye, üstelik çift tarife verecek paramın da olmayışından, bu yürüyüşlere alışıktım. Yalnızlığı ve geceyi sevdiğimden, bu benim için bir zevk haline de gelmişti. Kendi başıma kalabildiğim, düşünebildiğim, hatta kendi adıma önemli kararlar alabildiğim saatlerdi bunlar. Yol boyunca hiç bir karşılık beklemeden, sessizce, kadim ve vefakâr bir dost gibi bana yarenlik eden kaldırımlarla, gündüzleri kuyruklarına teneke bağlayan haşarı çocukların evlerine çekilmelerini fırsat bilip sokakların sahibi edâsıyla dolaşan köpeklerle, yalpalı yürüyüşleriyle şasesi kaymış arabalara benzeyen şarapçılarla paylaştığım sessiz ve kimsesiz sokaklarda, nedenini bilmediğim bir hüznü taşırken, bunu yetimliğime yorardım. Gece, hem de böyle bir kış gecesinde sokaklar her zamankinden daha keyifli, daha hüzünlü... Lapa lapa yağan kar, bir yorgan gibi şehri örttüğünden, sokak lâmbalarının aydınlığında kar tanelerinin yere âheste inişlerini izliyor, ay ışığında o bembeyaz örtünün nasıl da çivit mavisine dönüştüğünü seyrediyordum. Ve bir gün, göklerden bir “el”in, bembeyaz bir elin, İstanbul’u kar gibi aklayacağını ve yetimliğimize son vereceğini düşünüyordum. Peki ya şimdi içimdeki bu sıkıntının nedeni?.. Tabi ya, annem... Yine uyumadan beklemiştir beni. - Ah! Anne ne olur, yatıp uyusan da; beni, seni bekletiyor olmanın sıkıntısından kurtarsan! - A deli oğlan! Seni beklediğimi de nereden çıkartıyorsun? Namaz, tesbih; derken sabah ediyorum işte. Yaşlı ve yorgun gözleri aksini söylese de; her defasında olduğu gibi yine inanmış göründüm. Anneciğim, yaşadığı onca şeye, çektiği acılara “nasip!” diyerek büyük bir tevekkül ve sabır göstermiş, ama bu, onun en az on yaş daha ihtiyar göstermesine engel olamamıştı. Yüzündeki çizgiler ne kadar derinleşmiş de olsa, gülümsemesinde başka bir sıcaklık, çehresinde apayrı bir aydınlık vardı anneciğimin. Anneciğim, onbeşinde rahmetli babamla evlendiğinde “küçük gelin” demişler, onaltısında “küçük anne”, yirmisinde ise küçük dul... Ben dört yaşıma yeni basmışken kaybetmiş kıymetli efendisini... “İnsanın insana secde etmesine müsade olsaydı, kadının kocasına secde etmesini emrederdim” ölçüsünü ölçü edinmiş bir kadın sevgili anneciğim... Bu teslimiyetiyle erini teslim almış bir kadın... Ve zevcesine “sultanım” diye hitab eden, bu hitaba uygun davranan bir erkek; rahmetli babam... Anneciğim, dul kalmışlığından ziyede benim yetimliğime ağlamış hep; ve beni yetiştirebilmek için onca zahmet, onca emek... Selçuk’la “o iş”e karar verdiğimizde, anneciğimin adeta varoluş sebebi gibi gördüğü biricik oğlunu,beni kaybetmesiyle ne hâle geleceğini; “oğlun vurulmuş” haberini aldığında o aydınlık yüzünün nasıl solacağını düşünmedim desem yalan olur. Ama bu düşünceler beni bir an olsun “acaba”ya sürüklemedi. Galiba beni bir tek, onun sabır ve tevekkül abidesi oluşu teselli etti. Memleketin “büyükbaş”larından, ünlü holding patronu, kartel medyasının sahibini kubura yuvarlamamıza az bir zaman kalmıştı. Bütün mukaddes değerlerimize saldıran, halkımızın kanıyla beslenen bu kene, üniversite önünde “7.4 YETMEDİMİ?” diye pankart açan başörtülü kızlar için ağıza alınmayacak lâflarla itlerini ürütmüş ve bir kısım alçak hocaefendi(!)lere “depremin ilâhî bir ihtar olmadığı”nı anlattırmış, işgâlcileri ininde vurmak isterken bomba elinde patlayarak “şehid” olan bir arkadaşımız için de “İLÂHÎ ADALET!” diye sekiz sütuna manşet yaptırmıştı bir paçavrasına... şehidimizin kanlı cesedi üzerinde de “lâyığını buldu” diye aşağılık bir spot... Nasıl? Nasıl? Nasıl? - Nasıl indiririm bu pisliği? Diye kendi kendimi yediğim günlerde karşılaştım Rıdvan’la... Aslında “karşılaştım” denemez; o beni gelip bulmuştu... - Beni tanımıyorsunuz bile; bu bilgileri bana vermeye çekinmiyor musunuz? - Hayır, sizi yeteri kadar tanıyorum ve bu bilgilerin peşinde olduğunuzu biliyorum! Sonraki günlerde, Rıdvan’ın, istihbarattan ayrılma bir polis olduğunu, şimdi o itin yakın koruması olduğu istihbaratını aldık. Böylece, korumanın morumanın şinanay olduğunu da öğrendik. - Koruma, koruduğu adama maaşı kadar siper eder gövdesini, dedi Selçuk... Rıdvan her ne sebeple vermiş olursa olsun bu istihbaratı bize... Eylemden önceki son görüşmeyi yapmak için Eyüp sırtlarındaki çay bahçesinde buluştuğumuzda. Plânımızı gözden geçirip son şeklini verdikten sonra, Selçuk’un uzattığı paketi dikkat çekmemeye çalışarak aldım. - İnşâallah adam gibi bir şeydir! - Fena sayılmaz! - İte doğrulttuğumda teklerse bu?! - Geçen akşamki Fener maçından sonra iki şarjör boşalttım; tıkır tıkır çalışıyor, merak etme! Çay bahçesinden ayrıldığımızda akşam olmak üzereydi. İki yanı mezarlık olan yokuş aşağıya inmeye başladık. - İşi plânladığımız gibi yapabilirsek, oradan uzaklaşabilmemiz için üç dakikamız var. İti Azrail’e havale ettikten sonra, sen emaneti Haliç’e atarsın. Ben de işin medyayı bilgilendirme tarafını hâllederim. Bir aksilik olmazsa, şehadet bir başka eyleme; değilse... Hakkını helâl et! Dedi Selçuk. Kaşgarî Dergâhı’nda akşam namazını kıldıktan sonra, mübareklerin kabri başında dua edip himmet dilendik ve sabah buluşmak üzere helâlleşerek ayrıldık... Yarın evden erken çıkışım için söyleyecek bir mazeret bulmalıydım, ama ne? Yalan da söyleyemezdim ki anneciğime... Açıkca söylesem, duasını istesem acaba “var git oğlum, Allah gazanı mübarek etsin!” der miydi? Belki de derdi, ama her şeyden önce yaptığımız “gizli” bir işti ve annelere bile söylenmeyecek cinstendi. Günlerdir “normal”i oynuyordum, rahat görünmeye çalışıyordum. ve bu gecenin evimdeki son gecem olduğunu ondan saklasam da, bir yerlere gidiyorum bahanesiyle, bir müddet eve gelemeyeceğimi söylemeliydim anneciğime... Ben bu sıkıntıyla kıvranırken, anneciğimin her zamanki o müşfik ve titrek sesi yetişti imdadıma. - Oğlum birkaç gündür hâlini hiç beğenmiyorum. Ne derdin var bilmiyorum, ama biraz kafanı dinle; şöyle bir kaç günlüğüne köydeki eve gitsen kendini toplarsın belki, ha?! Allah’ın bu imdadı karşısında hayretten donakalmışım; yanımdan ayrılmış olduğunu tekrar odaya girince fark ettim. Babamın üç kuruşluk emekli maaşından, zor günler için ayırdığını söylediği “kefen parası”nı avucuma sıkıştırdı. Ellerimi sıkı sıkı tutuşu, yüzüme sanki peşin bir hasretle bakışıyla her şeyden haberdar gibiydi... Ellerimi iki avucuna sıkıştırıp yüzüne sürdüğünde, parmağındaki eksikliği farkettim. Ortasında tek taş yeşim olan elmas süslemeli yüzük, baba yadigârı yüzük yoktu parmağında. Oysa anneciğim öylesine önem verirdi ki bu yadigâra, temizleyeceği zamanlar dışında asla çıkartmazdı parmağından. Temizleme işini de, bitmesini istemediği bir ritüel gibi, oldukça yavaş, sanki ani bir sesten bile etkilenip çatlayacakmış gibi sessiz ve bir o kadar itina ile yapardı ve bu esnada hiç konuşmaz; bambaşka bir aleme dalar giderdi... Çocukluğumdan beri seyretmekten garip bir zevk aldığım ve belki de bana ilk mistik duyguları aşılayan bir törendi bu... Rahmetli babamdan kalan işte şu virane ahşap ev ve bu yüzüktü. Bütün bunlar aklımdan şimşek hızıyla geçti ve ben yine kendi işimin düşüncesine boğuldum. Sabaha bir iki saat vardı. Silahımı kontrol ettim, tekrar yağladım ve tekrar sildim itina ile... Bu arada anneciğimin yeşim elmas yüzüğünü temizleyişini hatırladım tekrar; tekrar o it geldi gözümün önüne, tek kurşunla yaban domuzu gibi devrilişi... Ve “ya bir tutukluk yaparsa!?” düşüncesi... İçimi kemirip duran o malum düşünce; ya teklerse meret?! Ezan sesiyle dağıldı bu vesvesem; “demek şeytan işiymiş” deyip kalktım abdest aldım ve namazımı kıldım. Allah biliyor, pek huşû içinde kıldığımı söyleyemem namazımı; o itin tek kurşunla yaban domuzu gibi devrilişi ve ya teklerse düşüncesi, Allah affetsin namazda da rahat bırakmadı beni. Büyük bir suçluluk duygusuyla kalktım seccademin üzerinden; dua ve suçluluk, dua ve umut... Köydeki eve gideceğim ya, alelacele göstermelik bir bavul hazırladım... Valizi bir tanıdığın dükkanına bırakabilirim diye düşündüm; problem değil... Bütün mesele, anneciğime bir şey hissettirmeden, elini öpüp duasını alarak evden çıkabilmek... Silâhımı güzelce belime yerleştirdim ve kazağımı üzerine çekerek aynanın karşısına geçtim, sağa sola döndüm, öne arkaya eğildim; iyi, dışardan farkedilmiyor... Odamın kapısını usulca açıp sofaya çıktım. Anneciğim sofada, seccadesinin üzerinde, namazını bitirmiş, tesbih çekiyordu. Elini belki de son kez öpebilmek için, oracıkta öylece bekledim. Beni kapıya kadar geçirip, “güle güle oğlum” demese, köydeki falana filana selam göndermese, uzun uzun öpüp koklamalarından bir şeyler sezmiş olduğunu sanacaktım. - Uzun yola çıkıyorsun yavrum, Allah’a emanet ol. Rabbim yar ve yardımcın olsun, ümmet-i Muhammed’in evlâdıyla beraber seni de muhafaza eylesin!.. Tam kapıdan çıkmıştım ki; - Bir dakika yavrum... Diyerek içeriye seğirtti. Sofadaki, çeyizinden kalma, çeyizlik ceviz sandığı açıp, içinden, iğne oyalı ipek bir örtüye sarılmış bir şey çıkarttı ve getirip bana uzattı. - şunu cebine koy; yanında bulunsun... Yanaklarından iki damla yaş süzülmüştü... - N’oldu anneciğim, bu ne? - Var git evlât, gazan mübarek olsun!.. Dedi anneci¤im ve kapıyı yüzüme kapattı. Elimde, anneciğimin son anda elime tutuşturduğu şeyle kalakalmıştım... Açtım, iğne oyalı ipek örtüye muska gibi sarılmış, ambalajında bir silâh; yedek şarjörü de dolu harika bir Baretta... Bir anda, sabahın bıçak gibi ayazı yalayıp geçti yüzümü; “var git oğul, gazan mübarek olsun” dedikten sonra yüzüme kapanan kapıyı çalmak için kaldırdığım elim sanki görünmez bir el tarafından yanıma düşürüldü. Namludan çıkmış bir kurşun gibi kararlı, sabahın ayazını yırtarak hedefime doğru aktım... - Gazamız mübarek olsun anneciğim! _________________ 2ce1ol'un En İyi Üyesi Misafir Halka Hizmet Hakka Hizmettir Allah´in indirdigi ile Hükmetmeyenler Kafirlerdir. (Maide Süresi) |
|  | | |
Similar topics |  |
|
| | Bu forumun müsaadesi var: | Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
| |
| |
| 2ce1ol harita | 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106..........................................................................................................211234Web Tasarım 1ol |
|
|