2ce 1OL

2ce 1oL Yeni Bir DÜnya
2ce1ol PortalAnasayfaGaleriAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıSSSTakvimGiriş yapKayıt Ol

Paylaş | 
 

 Başörtüsü Üzerine ilk yazının devamı(MFethullah Gülen)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
MUS'abBinUMEYR
Bizden
Bizden


Erkek
Mesaj Sayısı: 33
Yaş: 33
İletisi: 2ce1ol
Deneyim:
21 / 10021 / 100

Seviye:
21 / 10021 / 100

Saygınlık:
21 / 10021 / 100

Aktiflik:
21 / 10021 / 100

Rep Puanı: 0
Rep Gücü: 0
Kayıt tarihi: 08/02/08

MesajKonu: Başörtüsü Üzerine ilk yazının devamı(MFethullah Gülen)   Ptsi Mart 03 2008, 14:22

Cehaletin Böylesi...

Bir diğer mesele, bir tanesi de kalkıp icabında diyor ki; "Türban şehadet kelimesinin yerine konuldu!" Hiçbir Müslüman onu öyle kabul etmez. Ben bir siyasi partinin avukatı değilim; öyle bir mülahazada da bulunmam. Fakat bu türlü meselelerde konuşurken, insanlar bir gün yine yüz yüze geleceklerini hesaba katararak üsluplarına çok dikkat etmeliler, bütün bütün köprüleri yıkmamalılar, dikkatsiz ve temkinsiz konuşmamalılar. Çok basit bir Müslüman bile hiçbir zaman başörtüsünü kelime-i şehadetin yerine koymaz. Kelime-i şehadet imanın -eski ifadesiyle- rükn-ü aslîsidir; olmazsa olmaz rüknüdür. Allah'a yakın olma, Cennete girme, ebedî saadete mazhar olma meselesi o mübarek kelimeye bağlanmıştır. Kelime-i şehadet, "Lâ ilâhe illallah" ve onun rükn-ü mütemmimi "Muhammedün Rasûlullah"tır (sallallahu aleyhi ve sellem). Şimdi bu kelime öyle büyük bir kelimedir ki, imanın içinde diğer beş tane rükün daha var, bunlar peygamberlere iman etme, kitaplara iman etme, meleklere iman etme, kadere iman etme, öldükten sonra dirilmeye iman etme. Bunlar çok önemli şeylerdir, bunları inkar eden de dinden çıkar; fakat, hiçbiri bu rükn-ü aslînin yerinin tutmaz, bu bir esastır. İnsanın şöyle-böyle bir kuşkusu olabilir, bir tereddüdü olabilir, Allah izale etsin, saf itikada ulaştırsın. Fakat, bunların bütünü bir araya gelse, o kelime-i şehadetin yerini tutmaz. Kaldı ki, o başörtüsü dediğimiz mesele İslam'ın o beş esası içinde de yok. Bu muamelat kısmında bir şey, ayrı bir farz. Allah ona "farz" demiş, ayrı bir farz.

Bu açıdan da burada bir hususu belirtmek lazım: Bir insan başı açık gezdiğinden dolayı küfre girmez. Zaten, hiç kimse "küfre girer" demedi, hiç kimse de demez, akîdemiz odur bizim. "Başı açık gezdiğinden dolayı bir insan kafir olur" dendiğini hiç duydunuz mu? Çarşıda, pazarda, sokakta, mecmuada, gazetede, "başı açık gezen kafir oldu" dendiğine şahit oldunuz mu? Kur'anın bir emrini yerine getirmeme başkadır, Kur'anı, Kur'ana ait bir hükmü, Kur'ana ait bir ayeti inkar etme ayrı bir meseledir. "Kur'anın şu ayetini kabul etmiyorum" diyen küfre girer, dinden çıkar; girerse girer, çıkarsa çıkar; bizi alakadar etmez.. bu, onun tercihidir. Laiklik var, demokrasi var, hürriyet var, düşünce hürriyeti var, inanç hürriyeti var. İnsan ne isterse onu olsun; buna kimse bir şey demez. Fakat, "Başı açık gezen kafir olur" diyen de duymadık biz. Çünkü dinde yok öyle bir hüküm.

Ebu Hanife Fıkh-ı Ekber'inde tâ o dönem itibarıyla, bu türlü mesaili cem ederken günah-ı kebairi işleyen, oruç tutmayan, namaz kılmayan bir insan diyor ki "İn şâe afâ ve in şâe azzebe - Allah dilerse affeder, dilerse de azap eder!" İmandan sonra en önemli bir rükündür namaz; "Namaz kılmayanın hükmü merduttur." demişler. Fakat, namaz kılmayan dahil buna veya şu günah-ı kebair işleyen de dahil... O türlü insanlar için diyor ki; "Allah dilerse bağışlar, dilerse cezalandırır." Bu sözü Ebu Hanife kendine ait bir cüret, bir cesaretle söylemiyor, Efendimizin hadis-i şerifinden alıyor bu meseleyi. Evet, Allah dilerse onu affeder dilerse azap eder, Allah'ın bilebileceği bir şeydir.. şimdi mü'minin akîdesi budur. Başı açık gezen kafir olmaz. Ama Kur'ana ait bir hükmü inkar eden, "Ben bunu kabul etmiyorum; delaleti ne olursa olsun, dâl bil ibaresiyle, dâl bil işaresiyle, dâl bil iktizasıyla, dâl bil iltizamıyla ben bunu kabul etmiyorum" diyen iman dairesinde kalamaz. Ona da kimse bir şey demez. Herkes istediği gibi düşünebilir, istediği gibi yaşayabilir. Şimdi burada da bir çarpıklık var.

Zannediyorum, az önce de değindiğim gibi, bütün bu tartışmalar alan ihlalinden kaynaklanıyor. Diğer meselelerde hep uzmanlık, ihtisas, araştırma bir esas. Mesela; birisi kalksa, benim gibi sıradan bir adam tıbba dair bir şey konuşsa; birisi "Midede şu var efendim" deyince, hemen ben kalksam yapıştırsam "Psikosomatik bir rahatsızlık, efendim; sizde çok kuvvetli bir sinir var, ondan dolayı mideniz durmadan asit ifraz ediyor." desem. Şimdi basit bir mesele. Halka da mal olmuş bir şey bu, herkes kullanıyor bunu. Öyle bir meselede bile bir gastroantrolog kalkıp bana demez mi "Yahu haddini bil biraz! Molla... Sen medresede yetişmiş bir adamsın, -bu cami imamı meselesi değil ki- caminin penceresinde aram eden insan biraz haddini bilmeli." Der mi demez mi? Ben kalksam, böyle "Şu Kuzey Irak'ta bombalamalar yapılıyor, orada da şöyle değil de böyle bir strateji olması lazım; mağaralar arkadan değil de önden falan olmalı" desem... Kaldı ki, bu büyük ölçüde hemen herkesin aklının erebileceği türden bir şeydir. Altında uçağın var, onların göstergeleri var, görüyorsun onu; fotoğraflarını bile alıyorsun onların, elinde harita da var ve sonra sana istihbari bilgiler de veriliyor... Bunca sana yardımcı olabilecek argümanlar ile beraber böyle bir şey yapıyorsun. Böyle sıradan insanlar, o işin azıcığını yapmış insanlar bile bu mevzuda bir şey söyleyebilirler. Fakat, yine de o konuda uzman olmayanların konuşmaları kıymetsiz ve yakışıksız sayılır.

İşte, din de bir uzmanlık mevzuudur. Sen Kur'anı bilmiyorsan, Sünneti bilmiyorsan, hatta temelde bunları inkar ediyorsan, "Edille-i şeriye kaçtır?" diye sorulsa.. hani bir lahikada geçtiği gibi; adam diyor ki, "Kur'anın 140 küsur suresi falan..." Şimdi bu mantığa pes yani. Allah'ın Kitabının içinde kaç tane sure olduğunu bilmiyor; ama kalkıyor, bağışlayın, halk ifadesiyle adam ahkam kesiyor. Canım, başka meselelerde "ayıp" diyorsunuz da, bu meselede bize de "ayıptır" demek düşmez mi? Ayıp ediyorsunuz bu mevzuda.

Evet, bir de meselenin böyle bir yanı var. Öyle ayıplar yapılıyor ki, ulu orta herkes konuşuyor. Yahu sen profesör olabilirsin. Ama Kur'an mevzuunda, din mevzuunda ihtisasın yoksa, senin adın o mevzuda cahildir. Senin sahanda, fiziğinde, kimyanda, matematiğinde, astrofiziğinde, jeolojinde, antropolojinde ben kalkıp bir şey iddia ettiğim zaman, bana "Sen sus be cahil!" der misin, demez misin? Sen bana bir hak veriyorsun; Allah aşkına, peygamber aşkına bilmiyorsan konuşma o mevzuda a be cahil!.. Bize de böyle demek düşer.

Çatışma Yangın Gibidir

Müsaadenizle meselenin bir buudunu daha ifade edeyim: Şimdi bu türlü meselelerde böyle ipleri çok germenin hiç yararı yok, faydası yok. Bazı kimseler usulüne göre konuşuyorlar, onları takdirle karşılıyorum. Fakat bazıları toplumu karşılıklı harbe sevk edecek şekilde böyle cidale, nifaka sebebiyet verme uslübuyla konuşuyorlar. Toplumu birbiriyle karşı karşıya getirmeye çalışıyorlar. Çok doğru değil. Bunu tamir edemeyiz.

Cahiliye şairlerinden İmrü'ül-Kays'ın ifadesiyle, kavgayı arzu ettiğiniz yerde bitiremezsiniz, başlar ve bir daha durduramazsınız onu, yangını durduramadığınız gibi. Şimdi toplumda böyle bir kavga süreci başlatılmış gibi bir şey. İnsanlarda gerilim hasıl ediyorlar ve işi tabana düşürüyorlar. Meseleyi kitlelere mal etmeye çalışıyorlar. Yarın kitle psikolojisi ile sokaklara dökülecekler, toplantılar yapacaklar, farklı provokasyonlar olacak bu mevzuda. O yeniçerinin yer yer ayak-baş kaldırıp, kazan kaldırıp "istemezük" dedikleri gibi, böyle o yığınlar "istemezük" diyecekler hiç bilmedikleri şeylere.

Dün bir münasebetle arz ettim: Köroğlu derdest edilip götürülürken herkes sövüyor, sayıyor; bir de taş atıyorlar. Yaşlı bir kadının önünden geçerken, o da bir şeyler savuruyor, bir de taş atıyor. "Ana" diyorlar, "Sana ne yaptı bu?"; "Ne bileyim evladım" diyor, "Herkes yapıyor ben de yaptım." Kitle psikolojisini, şaşkınca kitle psikolojisini ifade etme adına çok enfes bir yaklaşımdır bu.. ve bu her zaman oldu. Hiç bilmeden... Bazı kameralara düştü bu türlü meseleler. Gençler diyorlar ki: "Geldiler okula, bize çok önemli bir mesele olduğunu söylediler; "şöyle gelin" deyip bizi topladılar, getirdiler; şu sloganları verdiler, burada şunları bize söylettiler." Her zaman olabilir bunlar. Buna şirretlik denir.. buna toplumu birbirine düşürme denir.. buna o toplumun gelişmesini engelleme denir.. buna istikrarı baltalama denir.. buna Türk toplumu gibi müstesna bir toplumun dünyadaki itibarını darbeleme denir.. Avrupa Birliğine girme sürecinde o sürecin önünü tıkama denir... Orta Doğu'da bir şuuraltı müktesebatımız var, herkes gözümüzün içine bakıyor; bu müktesabatı onların kortekslerinde yakma yıkma denir buna.. buna düpedüz tahribat denir, cinnet denir...

Bu açıdan, bu mevzuda üsluba çok dikkat etmek lazım. Herkesin dikkat etmesi lazım. Bu meseleyi pozitif olarak ortaya koyanların da, ona karşı çıkanların da bence üsluplarına çok dikkat etmeleri lazım. Ben bunlardan hiçbirinin bilerek Türkiye'ye kötülük yapma niyetinde olduklarına ihtimal vermiyorum. Hiç birinin yani. İçlerinden birkaç istisna çıkabilir; fakat o grupların, siyasi gayr-i siyasi o toplulukların içinde, "Biz böyle yapalım da şu Türkiye yerin dibine batsın!" mülahazasıyla bu kötülükleri yapacak karakterde insanın bulunacağına ihtimal vermiyorum. Ne ki, bilmeyerek çok küçük zannettiğimiz, yaptığımız, yapacağımız bazı şeyler vardır ki, sonunda tamir edemeyeceğimiz büyük tahribatlara sebebiyet verir.

Şimdiye kadar çok olmuştur bu. Maceracı bir güruh devletler muvazenesinde önemli bir denge unsurunu, koskocaman bir devlet-i âliyeyi yerle bir etmişlerdir; yedi sekiz senede yerle bir etmişlerdir. Şimdi milletin ümidi haline gelmiş bir Türkiye var, Orta Doğu'da şuuraltı müktesebatı çok zengin; hatta belki Afrika'nın içlerine kadar şuuraltı müktesebatı çok zengin. Gelecekte çok önemli bir fonksiyon eda edecek; bütün müstemlekecilere karşı hakikaten kendi civanmertliğini ortaya koyarak, yeni bir fonksiyon eda edecek.. dünyanın rengini, şeklini değiştirecek koca bir Türkiye... Demokrasisiyle, Cumhuriyetiyle... Bence onu bu şekilde baltalamak hiç doğru değil. Üsluba çok dikkat etmek lazım. Temkinli konuşmak lazım. Kelimeleri seçerek konuşmak lazım. Karşılıklı birbirini hıyanetle itham etmemek lazım, bu da meselenin bir diğer yanı.

"Baskı ve Kavga Olur" Sözleri Provokasyon Hazırlığı mı?

Bir diğer yanı; paranoyaya dayalı veya din düşmanlığına dayalı bir kısım tahminler yürütülüyor. Hiçbirinde aklîlik ve mantıkîlik yok. Tamamen paranoyaya dayalı...

Endişe duyduğum bir husus var; herkesin kulağına küpe olsun. Gelecekte bazılarının planlamak istedikleri bir kısım provakasyonlar var herhalde; şimdi onları ihtimal kategorisi içinde öne sürüyorlar, zannediyorum. Yani şimdi bazıları başlarını örtüp üniversiteye girince, başları açık olanlarla yakapaça olacaklarmış gibi ihtimalden bahsediyorlar. Yahu bizim insanımızın aklı başında. Bu meseleyi sağda solda büyüten bir şirzime-i kalil, oligarşik bir azınlık var sadece. Öteden beri belli şeylere hep karışan, belli şeyleri bozan, belli şeylerin rengine, desenine dokunan, onları kirletenlerin dışında -vallahi- açığı kapalısı el ele dolaşıyor. Televizyona baksanız, çarşıda beraberler, arabanın koltuğunda, kanepesinde yan yana oturuyorlar; ağız ağıza vermiş, güzel güzel konuşuyorlar. Açık da var kapalı da var. Hem tam açığı da var. Dekolte kıyafetlisi de var orada, başına bir örtü yerine iki tane örtü koymuş olanı da var. Bakıyorsun ne yüzlerinde ne sözlerinde problem ifade edebilecek bir şey mevcut. Kimse kimseyle yaka paça olmadı, kimse kimsenin saçını yolmadı. Kimse kimsenin entarisine arkadan asılmadı. Hiç olmadı bu bizim milletimizde.

Neye binaen siz bu türlü kavgaların olabileceği konusunda fikir yürütüyorsunuz?!. Millette o duyguyu oluşturmaya mı çalışıyorsunuz?!. "Ne duruyorsunuz, kavga edin!" der gibi bir kısım argümanlar ortaya atıyorsunuz. Bu meselenin bir yanı. Esas, toplum bu mevzuda çok olgun. Ne çarşafsızı çarşaflıya ilişti, ne de kapalısı açığa. Fakat, gidip bir yerde çarşafı yakma mevzuuna gelince; bizim toplumumuzun bir dönemde çokça giydiği, en azından köyde kentte giydiği, geleneksel, milli bir örtümüze, tesettürümüze karşı böyle bir şey yapıldığından dolayı, çarşaf giymese de yerinde rahat duran insanlarda bile tepki duygusu uyarırsınız. "Yahu bize aitti" derler. Senin nenen de, nenenin nenesi de, öbürü de çarşaf giyiyordu bir dönemde. Manto yoktu, daha sonra manto oldu, ona da kimse bir şey demedi. Şimdi, görülüyor ki hep tahrik bunlar; mutlaka toplumun değişik kesimlerini karşı karşıya getirme.. o çarşaf yakma da öyle... Başörtüsü de yakabilirler bir yerde. Dolayısıyla, belki başı örtülü olanı da yakmayı düşünenler vardır, başka bir yerde.

Ne var ki, bazıları eski hasımlar gibi aynı kötülükleri yapmaya kalkışsalar da, karşı taraf kendi vatandaşına Sütçü İmam'lığa kalkmamalı. Onların yaptıkları o çirkin tavır, davranış ve saldırganlığa, hezeyana varan saldırganlığa aynıyla mukabele etmemeli.. mukabele-i bilmisil kaide-i zalimanesine girmemeli... Hani birisi öyle demişti: "İdarecilerin akılları başlarına geleceği âna kadar biz başı kapalıyı üniversiteye sokmayız!.." Ben de şöyle diyeyim: Her şeyi birbirine karıştıran bu insanların akılları başlarına gelinceye kadar, Hazreti Mevlana gibi kollarımızı açıp bunları bağrımıza basacağımız vaadinde bulunmalıyız. Kat'iyen kendi insanımıza karşı Sütçü İmam'lığa kalkmamalıyız. Sokakta, çarşıda, pazarda meseleyi mülayemetle halletmeye çalışmalıyız.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 

Başörtüsü Üzerine ilk yazının devamı(MFethullah Gülen)

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» Atasözleri ve Anlamları(Devamı)
» ""KAİNAT; ÜÇ HARF BEŞ NOKTA ÜZERİNE KURULUDUR.""
» Üzerine gelince saydamlığı değişen resim kodu
» Üstüne Gelince Müzik Çalan Flash Yapmak(AnLaTıM-Videolu)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
2ce 1OL :: DİNİ :: Tesettür ve Setr-i Avret-

forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Ücretsiz bir blog yaratın